1 Gecede 100 milyon $ ceplerine koydular

Londra merkezli fonlar 1.40 YTL seviyelerinden 1 milyar doların üzerinde para toplayınca kur bir gecede 1.50 YTL seviyesini aştı. Kısa pozisyonda buradan satış yapıp kâra geçtiler.

Amerika'da başlayıp tüm dünyayı saran finansal krizden daha az etkilenen Türkiye, yabancılar için de önemli bir liman olmaya devam ediyor. İMKB'nin büyük çoğunluğunu elinde bulunduran yabancılar, yaptıkları kısa pozisyonlu para hareketleriyle hem zararlarını kapatıyor, hem de kârâ geçiyor. Türkiye'de para piyasaları özellikle döviz kurlarındaki iniş-çıkışlar ile sert hareket yaşıyor. Önceki gün yaşanan alımsatımlar sonrası dolar birden 1.50 YTL'nin üzerine kadar çıktı. Londra merkezli İngiliz fonları önceki gün İMKB'de 1 milyar dolara yakın satışla YTL'ye döndükten sonra dolara yönelince, artan kur farkıyla önemli bir kazanç elde etti. 1 milyar dolarla yapılan hareketin gecelik getirisi 100 milyon dolara yaklaştı. Doların 1.40 YTL seviyelerinde olduğu önceki gün 1 milyar dolara yakın para toplayan fonların bu müdahalesi ile kur bir anda yüzde 7 oranında arttı. 1.5030 YTL seviyelerine kadar çıkan doların yükselmesiyle, fonlar ellerindeki 1 milyar doları satışa vererek 100 milyon dolara yakın para kazandı. Yerli yatırımcıyla birlikte satışa sunulan doların 2 milyar doları bulabileceği ifade ediliyor.
YERLİ DE PEŞİNE TAKILDI

Uzmanlar, bu hareketlerin yabancıların Türkiye'deki zararlarını kapatmak için başvurdukları yöntemler olabileceği gibi, kârâ yönelik operasyonlar olduğunu da belirtiyor. Bu hareketlerin kolay yapılmasının, para piyasalarımızın spekülasyona açık olmasından kaynaklandığı ileri sürülüyor. Yabancıların bu operasyonlarının peşine takılan yerli yatırımcı ise bir yükseliş görünce hemen satışa geçiyor. Bu yüzden yerli yatırımcıların ağırlıklı olarak 1.43 YTL seviyelerinde dolar satışı yaptığı ifade ediliyor.

Dolar halkı nasıl vuracak?
Döviz kurundaki yükseliş Türkiye’nin dış borcunu kendi paramızla 125 milyar YTL birden zıplattı

Dış borcu kısa sürede 54,8 milyar YTL yükselen reel sektör, kur korkusu yaşıyor. Türkiye'nin kişi başına borcu da bin 762 YTL arttı.

Daha birkaç haftaya kadar 1.20'lerde seyreden dolar kuru 1.70 YTL'ye dayandı. Dün serbest piyasada 1.6490 YTL'den kapanan dolar bankalararası piyasada 1.67 YTL'yi aştı. Böylece dolar 26 Haziran 2006'dan beri en yüksek seviyesine ulaştı. Daha nereye kadar gideceğini de kimse bilmiyor. Dolar kurundaki bu ani tırmanış, Türkiye'nin dış borcunu YTL bazında tam 125 milyar 137 milyon YTL birden yükseltti. Kur artışı en fazla özel sektörü vurdu.

Özel sektörün kur artışı nedeniyle dış borcu 83,8 milyar YTL arttı. Birkaç yıldır düşük döviz kurunu fırsat bilip dış borca ağırlık veren reel sektörün yani firmaların kur artışı nedeniyle borç stoku dolar bazında aynı kalmakla birlikte YTL bazında 54,8 milyar YTL yükseldi. Bankaların yurtdışına olan borcu da 23,4 milyar YTL yükseldi. Dış borçlardaki artış dikkate alındığında, 71 milyonluk Türkiye'nin kişi başına borcu bin 762 YTL artmış oldu.

KAMU RAHAT

Hazine Müsteşarlığı'nın verilerine göre, Türkiye'nin halen 284 milyar dolar dış borcu bulunuyor. Bunun 190,5 milyar doları özel sektöre, 77,6 milyar doları kamuya 16,2 milyar doları da Merkez Bankası'na ait. 77,6 milyar dolarlık özel sektör borçlarının 124,7 milyar dolarını reel sektör, 53 milyar dolarını da bankalar kullandı. Dolayısıyla son dönemde dış borç yapmaktan özellikle kaçınan ve iç borçlarını da sabit faizli borçlara dönüştürmeye çalışan Hazine, kur artışından daha az etkilendi.

FİRMALARI KORKU SARDI

Kur artışının en büyük olumsuz etkisi ise reel sektörde görüldü. Reel sektörün 124 milyar dolarlık dış borcunun yaklaşık 28 milyar dolarlık kısmı kısa vadeli kredilerden oluşuyor. Dolayısıyla bu borcun kısa süre içerisinde çevrilmesi gerekiyor. Kur artışı, reel sektörün kısa vadeli borçlarını 12,3 milyar YTL birden yükselmesine neden oldu. Bu nedenle YTL kazanıp döviz borcunu kapatmak zorunda olan firmalar bu miktar kadar zarara uğrayacak.

BORÇLAR KURA ÇOK DUYARLI

Merkez Bankası daha önce yayınladığı “Uluslararası Yatırım Pozisyonu” raporu ile bu riske dikkat çekmişti. Bu rapora göre, reel sektörün kısa vadeli borcunun 10,3 milyar doları sanayi, 14,7 miyar doları hizmetler sektöründeki firmalara ait. Bankaların kısa vadeli borcu ise 7,3 milyar dolar.

KUR VE FAİZ RİSKİ VAR

Rapora göre özel sektör, dünya ekonomisinde likidite bolluğu ve düşük faiz rahatlığının yaşandığı dönemde yaptığı kredi sözleşmelerinde, risk hesabını iyi yapamadı. Merkez Bankası raporuna göre, özel sektör borcunun yüzde 31,1'i sabit, yüzde 68,9'u ise “değişken” faizli kredilerden oluşuyor. Üstelik sanayi kesiminin borçlarında değişken faizin oranı yüzde 73,1'e kadar çıkıyor.

Özel sektör borçlarının yüzde 61,1'ini dolar, yüzde 21,4'ünü ise euro cinsi dövizle yaptı. Dolar borçta riske açık olan değişken faizin payı yüzde 73,8'e kadar çıkıyor. Özel sektör, sabit faizli kredilerini ortalama yüzde 6,7'den değişken faizli kredilerini de spread 2,2'den kullandı.KiM

NASIL ETKiLENECEK?

Döviz borcu olanlar yandı: Kur artışından en fazla; geliri YTL olduğu halde kurun düşük seyretmesinden cesaret alıp dövizle borçlanan vatandaş olumsuz etkilenecek. Bankalardan veya eş ve dostundan dövizle borç alıp bununla ev, araba ve benzeri alanlarda yatırım yapanların borcu şimdiden yaklaşık üçte bir oranında arttı. Örneğin kur 1.20 seviyesindeyken bin dolarlık borç taksidini ödemek için gelirinin bin 200 YTL'sini ayıran vatandaş, bu kur seviyesiyle aynı bin dolarlık borç taksidi için bin 640 YTL ödeyecek.

Esnafı vuracak: Dövizdeki tırmanış küçük esnafa büyük zarar açacak. Dövizin artması piyasalarda geçici de olsa belirsizliğe yol açacak. Gelecek endişesiyle para harcamak istemeyen ya da elindeki YTL'yi dövize çevirmek isteyen vatandaş zorunlu ihtiyaçları dışındaki alışverişini donduracak. Bir taraftan ciroların düşmesi diğer yandan döviz borçlarının artması çeklerin ödenememesi sorununa yol açacak. Karşılıksız çeklerin zincirleme biçimde artması sonucu esnaf malını satamadığı gibi yeni mal da alamayacak.

Ev hanımının işi zor: Dövizdeki artış bir süre sonra fiyatları yükseltecek. Özellikle ithal ürünler ve ithal girdiyle Türkiye'de üretilen ürünlerin fiyatı yüzde 30'ların üzerinde artış gösterecek. Bu nedenle ev hanımlarının filesi küçülecek, tencere daha pahalı kaynayacak.

İhracatçı kazanacak ancak...: Dövizdeki artış olumlu anlamda en fazla ihracatçının işine yarayacak. İhracatçı sattığı malın karşılığında aldığı dövizi yüksek fiyattan bozduracağı için eline daha fazla YTL geçecek. Dolayısıyla YTL bazında kârı katlanacak. Ancak, dövizdeki tırmanış nedeniyle ihracatçının üretim maliyetleri ciddi ölçüde artacak. Bu durum, ihracatçıyı uluslararası rekabette geriye düşürecek. Üstelik başta AB olmak üzere dış pazarlarda yaşanacak durgunluğun da etkisiyle ihracatçı pahalıya ürettiği malı satmakta zorlanacak.

Borçlu şirketler el değiştirebilir: Yaklaşık 125 milyar dolar dış borcu bulunan ve kısa vadeli borçları kurdaki ani artış yüzünden YTL bazında 12,3 miyar YTL artan reel sektör, borçlarını kapatmakta zorlanacak. Borçlu firmalar bir taraftan dış finansman imkanlarının daralması ve faizinin yükselmesi nedeniyle yeni borç bulmakta zorlanacak bir taraftan da iç piyasada YTL bazında sattığı ürünlerden elde ettiği parayla eskiye oranla daha az döviz alabilecek. Bu dönemde çok sayıda şirketin ya iflas edeceği ya da yerli veya yabancı başka şirketler tarafından düşük fiyatla satın alınacağı ifade ediliyor.

İthalat düşecek, cari açık azalacak: Dövizdeki tırmanışın bir olumlu yansıması da ithalatın frenlenmesiyle yaşanacak. Kur arttığı için ithalat pahalanacak, dolayısıyla ithalat artışı hız kesecek. İthalatın azalması da Türkiye'nin dış ticaret açığını ve cari açığını düşürecek. İthal malların azalması, yerli üretimi canlandıracak. Dolayısıyla sınırlı da olsa bunun istihdama katkısı olumlu olacak.

DÖViZ NEDEN YÜKSELiYOR?

Dövizdeki bu ani yükseliş, Türkiye gibi gelişmekte olan tüm ülkelerde dövize olan talebin aşırı düzeyde artmasından kaynaklanıyor. Son dönemde artan talep ise bu ülkelerden kaçmaya çalışan hedge fonlardan geliyor. Kriz öncesi dönemlerde gelişmekte olan ülkelerin yüksek faiz getirili bono ve tahvilleriyle hisse senetlerine yatırım yapan bu fonlar, son üç haftadır bu yatırımlarını bozdurup karşılığında döviz satın alıyor. Onlar döviz aldıkça, kur yükseliyor. Bununla birlikte, döviz borcu olan bankalar, reel sektör ve vatandaşlar da zararlarını azaltabilmek için döviz almaya çalışıyor. Talebin böylesine yükselmesi, kuru yukarı fırlatıyor.

ÇIKIŞ NEREYE KADAR SÜRER?

ABD'nin krizin ateşini düşürmek için yeni bir paket açacağı beklentileriyle, AB ekonomisinin ABD'den daha fazla durgunluğa gireceği yönündeki işaretler dolara talebi artırırken euro karşısında daha fazla değerlenmesine yol açıyor. Doların nereye kadar yükseleceği konusunda ise net bir tahmini kimse yapamıyor. Ancak, dolar kuru 1.55 olarak gösterilen kritik sınırı aştıktan sonra 1.80'lere kadar gidebileceği ifade ediliyor. Bununla birlikte dolar bundan sonra dış ekonomik gelişmelere göre ya daha fazla yukarı gidecek ya da yönünü aşağı çevirecek.



MERKEZ'iN REZERVi ERiYOR

Merkez Bankası, dövizdeki artışa karşı ilk önlem olarak döviz alım ihalelerini durdurdu. Bu durum, piyasada dövize olan talebi bir miktar azalttı. Ancak, krize karşı elinde daha fazla döviz bulundurmaya çalışan Merkez Bankası'nın döviz rezervleri bu karardan olumsuz etkilendi. Merkez'in döviz rezervleri, 16 Ekim itibariyle 2 milyar 469 milyon dolar azalarak 77 milyar 612 milyon dolara geriledi. Döviz rezervleri, 3 Ekim tarihi itibarıyla 80 milyar 81 milyon dolardı.

SIÇRAYAN DOLAR ZARAR VERİR

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Tanıl Küçük, dolardaki aşırı artışların sanayiciyi ve ihracatçıyı nasıl etkileyeceğini anlattı. Dolar kurunda dikey değil, zamana yayılmış yatay yükselişlerin reel sektör açısından daha tercih edilebilir olduğunu belirten Küçük, “Biz, daha önce 'bastırılmış kur' ifadesini kullanırken de bu çerçevede düşünüyorduk.

Oysa, şimdi dolarda görülen ani sıçramalar faydadan çok zarar getirebilir ve ekonomideki güven ortamını sarsabilir” dedi. Özel sektörün toplam dış borcunun 190 milyar dolar, finans hariç reel sektörün borcunun ise 125 milyar dolar olduğunu kaydederken, “Olumlu bir nokta var. Bu borcun yüzde 80'inin uzun vadeli olması, özel sektöre nefes aldırıyor” diye konuştu.

DİKKATLİ İZLENMELİ

Uzmanların söylediklerine göre doların yükselmeye devam edebileceğini ifade eden Küçük, şöyle konuştu: “Bu tip sıçramalar, dikkatle izlenmesi gereken bir konudur. Keşke, geçmişte iyi rüzgarlar eserken, yapılması gerekenler yapılsaydı. O zaman bu gibi oluşumlarda çok daha güçlü olurduk. Hükümet, proaktif hareket etmeli ve özel sektörle tam bir koordinasyon içinde olmalı.” Sabancı Holding CEO'su Ahmet Dördüncü de doların olması gereken yere geldiğini kaydederek, “Bu seviyeyi arz talep dengesi belirliyor” dedi.

Doların Sabancı Holding'in borçlarını nasıl etkileyeceği ile ilgili bir soruya ise Dördüncü, “Bizi etkileyip etkilemeyeceğine bakacağız” şeklinde konuştu.
Döviz yükseldi koyun ihracatı arttı   İdriz Çokal

Döviz kurundaki yükseliş, koyun ihracatını canlandırdı. Özellikle Suudi Arabistan, Dubai, Ürdün gibi ülkelerden talep geliyor. İlk parti koyunlar Mersin Limanı'ndan Ürdün'e gitmek üzere konteynırlara yüklendi...

Döviz, faiz, borsa... Hepsi bir tarafa piyasada ilginç bir kriz yaşanıyor. Döviz kurundaki yükselme ile birlikte koyun eti kıymete bindi. Özellikle arap ülkeleri sipariş yağdırmaya başladı. Çok değil birkaç ay öncesine kadar bolluk yaşanan koyun etinde kriz yaşanıyor. Bu alanda irili ufaklı 110 firma koyun eti için kıyasıya rekabete başladı.

Özellikle komşu ülkelere et ihracatı için hummalı bir çalışma yürütülüyor. 1.2 YTL'den 1.6 YTL'yi aşan dolar kuru, bazı sektörlerin aksine canlı hayvan ve et sektörü için umut oldu. İhracat pazarları için hazırlık yapan şirketler çalışmalarına hız verdi. Mersin Limanı'ndan ilk parti koyunlar gemilere ve kamyonlara yüklenmeye başladı. Koyunların ilk adresi ise Ürdün. Sırada Dubai, Suudi Arabistan, Lübnan ve Libya var. Bu yüzden daha önce 9 YTL olan koyun etinin toptan fiyatı 11 YTL'ye yükseldi.
İhracat Hedefini Katladı

Türkiye'nin en büyük et üreticilerinden biri de Kayarlar Et. Bu şirket perakende zincirinde 'Namet' markasıyla tanınıyor. Kayarlar Et Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Kayar da döviz kurundaki yükselişin et ihracatını hareketlendirdiğini düşünüyor. Kayar, 7 aydır ihracat pazarları için çalışma yürüttüklerini söylüyor.

"Son zamanlarda canlı hayvan ve koyun eti ihracatında ciddi talepler almaya başladık. Sektöre özellikle Lübnan, Ürdün, Libya, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerden talepler geliyor. İlk mallarda gönderilmeye başladı" diyor. Namet olarak Türk Cumhuriyetleri ve Ortadoğu ülkelerine ağırlık verdiklerini söyleyen Kayar, döviz kurlarındaki yükselişin bu çalışmaları daha da hızlandırdığını vurguluyor. Türk Cumhuriyetleri'nde bayilik vermek için görüşmeler yaptıklarını belirten Kayar, bu konuda da şu bilgileri aktarıyor:

"Sanıyorum Türk Cumhuriyetleri'ne ilk mal sevkiyatını yılbaşında yaparız. Kırmızı et kültürümüz hem Ortadoğu hem de Türk Cumhuriyetleri ile aynı. Avrupa'yla kültürümüz tam uyuşmuyor. Damak tadı nedeniyle komşu ülkelerde daha başarılı oluruz. Dövizdeki hareketle birloikte sektörde hareketlendi. Koyun etinde ilk parti mallar Ürdün'e gitti. Biz şirket olarak 7 aydır hazırlanıyorduk. İhracat şirketimiz Dubai üzerinden çalışmalarını yaptı. Bölge ülkelerdeki fuarlara katıldık. Planlarımızı 10 milyon dolarlık ihracata göre yapıyorduk. Bunu değiştirdik. 2009 planlarımızı 20 milyon dolarlık ihracat üzerine yapıyoruz."
TEKNİK ANALİSTLER DOLARDA NE ÖNERİYOR?
Yükseliş devam edecek mi? Bu seviyeden geri çekilme olursa hangi noktada destek bulabilir? İşte son günlerde yeniden hareketlenen döviz piyasasıyla ilgili teknik öngörüler...

AYNI ZAMANDA 1.740-1.750 SON 1 AYDA İKİNCİ DEFA DENENDİ VE ŞİMDİLİK BU KUVVETLİ ,ÖNEMLİ DİRENÇ SEVİYESİNDEN SATIŞLARGELMEKTE.
NORMAL DİYEBİLECEĞİMİZ BİR SATIŞ SÜRECİ GİBİ GÖZÜKSEDE BUGUN VE YARIN 1.670-1.680 ARALIĞI İLK GRAFİKTE DOLARIN TANSİYANUNUN VE İŞTAHININ DÜŞMESİ AÇISINDAN BİR
GEÇİŞ SEVİYESİ. BU NOKTANIN ALTINDAKİ GERİLEMELER ATEŞİ DÜŞÜRECEĞİ GİBİ 1.6200 SEVİYESİNE KADAR GERİLEMENİNDE ÖNÜNÜ AÇACAKTIR.

GÜNLÜKLERDE İSE 1.4650 SEVİYESİNDEN BAŞLAYAN 3 HAFTALIK TREND 1.6200 DENK GELMEKTEDİR. BU NOKTANIN KIRILMASI HALİNDE DOLARDA ÇİFT TEPE NEGATİF YÖNLÜ BİR
FORMASYON ÇALIŞMAYA BAŞLAYABİLİR. BU GÖRÜNTÜ İLERLEYEN GUNLER VE HAFTALARDA DOLARIN İŞTAHINI OLDUKÇA DÜŞÜREBİLECEĞİ GİBİ AYNI ZAMANDA KISA VE ORTA VADEDE
HIZLI BİR DOLAR ARZINIDA PEŞİNDEN GETİRECEKTİR.
FORMASYONUN OLUŞMASI İÇİN HIZLI BİR BİÇİMDE 1.6200 SEVİYESİNE DOĞRU GERİ ÇEKİLMEYİ GÖRMEK GEREKECEKTİR.
YARDIMCI GÖSTERGELER GÜNLÜKLERDE BU İHTİMALİ DESTEKLEMEYE BAŞLAMIŞ DURUMDA.
AKSİ DURUMDA DOLARIN 1.750 SEVİYESİNİ GEÇMESİ İŞTAHIN ARTMASI ANLAMINA GELECEKTİR.

EUR/USD

PARİTESİNDE ARTIK KISA VADEDE 1.2500 KUVVETLİ DESTEK OLMUŞ DURUMDA BURADADA EURONUN GÜÇLENMESİ DOLARIN İŞTAHININ AZALMASI İÇİN BUGUN VEYA YENİ HAFTANIN İLK
GUNUNDE 1.2630 SON DALGA GERİ ÇEKİLMENİN KIRILMASI GEREKİR Kİ BU SEVİYE BUGUN İLERLEYEN SAATLERDE 1.2630 HEDEF KONUMDA GÖZMEKTE.


DXY DOLAR VE DİĞER PARABİRİMLERİNE KARŞI TREND

HALİ HAZIRDA 88.70 KUVVETLİ DİRENÇ OLARAK DENENSEDE GEÇİLEMEMİŞ GÖZÜKMEKTE. BU SEVİYENİN ŞİMDİLİK KISA VADEDE DOLARI ZAYIFLATABİLECEK BİR DİRENÇ BÖLGESİ
OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRZ. BU NOKTALARDAN SATIŞLAR GELMİŞ DURUMDA.
SÜREÇ OLARAK DOLARIN DİĞER PARABİRİMLERİNE KARŞI İŞTAHININ AZALMASI İÇİN GERİLEMEDE 87.00 AŞAĞI YÖNDE KIRILMALI KIRILMASI HALİNDE DOLAR İÇERİDE VE DIŞARIDA DEĞER
KAYBETMEYE BAŞLAYACAKTIR.
ŞİMDİKİ DURUMDA DOLARIN DİĞER PARALARA KARŞI DURUMU 87.70 OLARAK GÖZÜKMEKTE
DOLARIN DURUMU İLE ÜÇLÜ GRAFİK HAKKINDA YORUMLARIMIZA DEVAM EDİCEZ.

HALİL REÇBER/
Türkiye'nin toplam döviz pozisyonu ilk kez negatife döndü

 
 &  
 Sadık okuyucularımız bilir, Türkiye'de şirketlerin döviz açık pozisyon gelişmelerine ilk dikkat çeken ve 2006 yılı sonlarından itibaren yazılarımızda yer veren bir yazarız. Çalıştığımız kurumda ekibimizle birlikte ulaştığımız son bulgulara önceki dönemlerde olduğu gibi aşağıda kısaca değineceğiz. Verilere geçmeden önce, sonuçların bu yılın üçüncü çeyreğine ait olduğuna yani ikinci çeyrekteki durumu yansıtan resmi verilerin önünde gittiğine ve döviz pozisyonları açısından daha geniş bir resmi aktardığına dikkat çekmek isteriz. Ayrıca, bu konudaki yaklaşımımızın, reel sektördeki açık pozisyonla birlikte, bireylerin döviz pozisyon fazlalarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği yönünde olduğunu belirtelim.
 
İlk defa eksideyiz
Şirketlerin döviz açık pozisyonlarının yarattığı risk konusunda 2007 sonuna kadar daha iyimser tarafta yer almaktaydık. Son gelişmelerden sonra artık biz de endişeliyiz. Niye mi? 2007 sonuna kadar şirketler kesimindeki açık pozisyon artışını, şirketler ve bireylerin toplam döviz pozisyonlarının fazlada olması sebebiyle fazla endişe verici bulmamaktaydık. Ancak son dönemde bu fazlanın önce açığa dönmesi sonra da toplam açıkta görülen kayda değer artış, ekim ayındaki kur sıçramasının, ekonomi üzerindeki etkisinin 2006 yılındakine göre çok daha keskin olacağını düşündürmektedir. Bunların üzerine, Merkez Bankası ve bankaların döviz pozisyonlarını da eklediğimizde, Türkiye'nin toplam döviz pozisyonunun Ekim 2008 itibariyle tarihinde ilk defa eksiye geçmesi, daha da endişe verici olmuştur. Bu da, şirketlerin açık pozisyonunun, artık ne bireylerin ne de kamunun döviz fazlası ile kapatılamadığını göstermektedir.
 
Bilanço tahribatı olacak
Türkiye'nin toplam döviz pozisyonunun açık vermesi, ekonominin bundan sonra kurdaki gelişmelerden daha fazla etkilenebileceğini göstermektedir. Şirketlerin döviz pozisyon açıklarına yol açan uzun vadeli kredilerin kısa vadedeki geri dönüşlerinin daha sınırlı boyutta olması ve Merkez Bankası'nın bu doğrultuda hesapladığı kısa vadeli açık pozisyonun 4.4 milyar dolarla sınırlı olması ise rahatlatıcı olmaktan uzaktır. Burada bahsettiğimiz uzun vadeli görünüme yönelik riskler, Türkiye'ye yönelik finansman imkanlarının daha da sıkılaşmasını getirebilecektir. Ayrıca YTL'deki değer kaybının getireceği bilanço tahribatı bu risklerin kısa vadede daha gözle görünür olmasına yol açabilir. Bu durumda da nakit akımları açısından ekonomide sıkıntının boyutunun kısa vadede çok yüksek olmaması, durumu fazla değiştirmeyecektir.        
 
Açık 32.8 milyar dolar
Açık pozisyonlara ilişkin yukarıdaki değerlendirmeleri yapmamızı getiren bazı temel verileri aktararak yazımızı bitireceğiz. Şirketler kesiminin döviz açık pozisyonu, 2008 yılının ilk 9 ayında 24.6 milyar dolar daha artarak 91.1 milyar dolara ulaşmıştır. Daha ötesi, geçmişte şirketlerdeki açık pozisyonu önemli ölçüde dengeleyen yurtiçi yerleşikler, kurların hızla 1.74 YTL seviyelerine kadar yükseldiği Ağustos-Ekim döneminde, döviz pozisyonlarını 17 milyar dolar azaltarak 55.3 milyar dolara çekmişlerdir. Böylece, banka dışı yerleşik kesimin toplam döviz pozisyon açığı ekim sonu itibariyle 32.8 milyar dolarlık çok yüksek bir seviyeye gelmiştir. Bu yetmezmiş gibi, bir de Merkez Bankası ve bankalar ile birlikte bakıldığında, buradaki toplam pozisyonun da tarihte ilk kez negatif bölgeye geçtiği gözlenmektedir. 2000 sonunda patlak veren döviz darboğazında bile bu pozisyon 2001 sonunda 3.1 milyar dolarlık, 2002 sonunda ise 17.4 milyar dolarlık bir fazlaya işaret etmekteydi.
eee dönecek tabi haluk bey dönecek. eksiye dönen dediğiniz gibi şirketlerin döviz hesabı,
yazdığun yazı doğru ama eksik. ben de onu tamamlayayım. sayın haluk bürümçekçi, şirketlerin eksiye düştüğü konusundsa doğru söylüyor. ama şunu yazmıyor bildiği halde.
döviz açığı olan bu büyük şirketlerimizin yurt dışına çıkarmış oldukları dövizleri var. onları ülkeye sokarlarsa ne açık kalır ne de birşey. eğer bu yurt dışına çıkardıkları dövizler izlandada yada başka bir yerde battı ise. o zaman, tofaşı falan kapatırlar. zaten bu işi bilmiyorlar. tüpraşıda geri verirler. diğerleride bu şekilde bu işi çözerler. şu ülkede işadamı görünümlü çakallardan ya da yamyamların bir kısmından kurtulmuş olur.
eğer bu krizde, koç ve koç nesebinden cinsinden şlirketlere bir yardım yapılsın AKP YE OY VERMEM.
BÜRÜMÇEKÇİ BEYEFENDİ, KONUNUN BAŞINI TÜRKİYENİN TOPLAM DÖVİZİ DİYE YAzMIŞ.
TÜRKİYENİN YAMYAMLARININ TOPLAM DÖVİZ i olarak yazsaydı daha isabetli olurdu.
Merkez doları 2 lira yapabilir  Süleyman Yaşar
      Merkez Bankası Türk parasına değer kaybettirme politikası uygulayacağının işaretlerini zaten bir süredir veriyor.
      Merkez Bankası’nın Eylül 2008’de 76,5 milyar dolar olan brüt döviz rezervleri 10 milyar dolar azalarak 66,5 milyar dolara geriledi. İşte bu nedenle Merkez Bankası döviz fiyatlarını yüksek tutarak döviz alımını engellemeye çalışıyor. Oysa 2008 yılının ekim ayında döviz satışı yaparak döviz kurlarını düşürmeye çalışmıştı. Herhalde IMF’den bir uyarı geldi ki, Merkez Bankası piyasalara müdahaleyi ancak iki gün sürdürebildi ve döviz satışını durdurdu, Türk parasının değer kaybetmesine izin verdi. Böylece tam aksi bir uygulama devreye girdi, döviz rezervlerinin korunmasına yönelik politika ağırlık kazandı.
      Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine gelince... Bizim Merkez Bankamız yıllardır enflasyonun parasal faktörlerden ziyade, döviz kurları ve KİT fiyatlarına bağlı olarak arttığını ileri sürer. Bu nedenle, ‘yüksek faiz-düşük kur’ politikasıyla döviz fiyatlarını düşük tutup enflasyonu önleyeceğini düşünür.
      Yaşadığımız dünya ekonomik krizi nedeniyle petrol ve emtia fiyatları gerilediği için artık Merkez Bankası, Türk parasının değer kaybetmesinden korkmuyor. Çünkü petrol ve emtia fiyatlarındaki gerilemeler Türk parasının değerindeki gerilemeden çok daha hızlı gerçekleşiyor. Dolayısıyla liradaki değer kaybı enflasyonu arttıran bir etki yapamıyor. Ayrıca toplam talepte yaşanan gerilemeler de fiyatların yukarı gitmesini önlüyor. Bu nedenle Merkez Bankası kendini rahat hissediyor.
      Peki, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini koruma amaçlı politikası döviz kurlarını nereye götürür? Döviz piyasalarında iki gündür dolar/TL paritesi 1 lira 68 kuruş sınırını aştı. Bu nedenle artık teknik olarak dolar/TL paritesi 1 lira 85 kuruşa kadar çıkabilecek bir bant içerisine girdi. Önümüzdeki üç ay içerisinde de 2 lirayı aşma ihtimali ortaya çıktı.
      Bugün yaşanmakta olan krizde bankalar yüksek faizle topladıkları mevduatı, batar düşüncesiyle kredi olarak piyasaya vermekten korktukları için, bu mevduatı likit olarak bekletip Merkez Bankası’nda gecelik olarak değerlendiriyorlar. Gecelik faizler daha da gerilediği takdirde bankaların zararı büyüyecek.
      Eğer Merkez Bankası bugün gecelik borçlanma faizlerinde indirime giderse, bankalar daha fazla zarar etmemek için, ellerinde biriken nakit parayı döviz alımına yöneltebilirler. Diğer para birimleri karşısında değer kazandığı için özellikle dolar alımı artar ve Türk parasındaki değer kaybı hızlanabilir. Bütün bu gelişmelere hazırlıklı olmak gerekiyor.
Doları çıldırtan 5 önemli neden!
Dün 1.7350 liraya çıkan dolar tarihi zirvesine çok yaklaştı. Dolardaki bu yüksek artışın altında 5 önemli neden var... İşte doların ateşini yükselten 5 neden!
     Dolar dün 1.7350 liraya kadar yükselirken TL karşısındaki tarihi zirvelerini zorlamaya başladı. Bir günlük artış 3 kuruşu buldu. Amerikan parası, Türk Lirası karşısında 11 Şubat`tan bu yana yüzde 6.6 değer kazanırken, artışın arkasındaki 5 temel neden dikkat çekiyor. Başlıca neden yabancıların son 15 günde Türkiye`den çıkardıkları 2-2.5 milyar dolar olarak gözüküyor. Ayrıca küresel kriz, özel sektörün dış borç ödemeleri ve bireysel yatırımcının döviz satışını durdurması da önemli etkenler arasında. İşte doları tırmandıran 5 neden:

1-) Euro`daki kayıp doları şahlandırıyor  

Avrupa Birliği ülkelerinin krize karşı ortak bir politika belirleyememesi Euro`nun dolar karşısında değer kaybetmesine neden oluyor. Örneğin son olarak Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik açıdan desteklenmesi konusunda Birlik içinde ortak görüş sağlanamadı. Bu gelişme nedeniyle sadece dün Euro, dolar karşısında yüzde 0.8 değer kaybetti. Euro`daki düşüş doların iç piyasadaki fiyatının da daha hızlı artmasına neden oluyor. 11 Şubat`tan bu yana dolar TL karşısında yüzde 6.6 prim yaparken, Euro`daki artış yüzde 3.7 kaldı.

2-) TL`nin rakipleri de çöküşe geçti  

Tüm dünyada yatırımcılar, kriz sırasında en güvenilir liman olarak kabul edilen ABD Hazine tahvillerine yöneliyor. Bu talep nedeniyle 1 yıl vadeli ABD Hazine tahvilinin yıllık faizi yüzde 0.6`ya kadar inerek tarihinin en düşük düzeylerine geriledi. Tahvil almak için dolara geçen yatırımcı gelişen piyasalarındaki varlıklarını satıyor. Bu yüzden sadece TL değil, tüm para birimleri dolara karşı değer kaybediyor. Örneğin TL`nin düşüşünün yüzde 6.6 olarak gerçekleştiği 11 Şubat`tan bu yana dolara karşı Polonya Zilotisi yüzde 10.1, Kore Won`u yüzde 12.72, Macaristan Forint`i yüzde 8.5 değer kaybetti.

3-) Yabancı 2 haftada 2.5 milyar götürdü  

Piyasalardaki yabancı çıkışı Merkez Bankası faizlerinin düşmesiyle hızlandı. 11 Şubat`tan bu yana yabancı yatırımcıların İMKB`deki payı 3.4 puan düşüşle yüzde 63.53`e indi. Bono piyasasında ise henüz veriler ortaya çıkmamasına rağmen, özellikle 19 Şubat`ta Merkez Bankası`nın 1.5 puanlık sürpriz faiz indiriminden sonra yabancı satışlarının hızlandığı görülüyor. Bankacıların hesaplaması sadece şubatın üçüncü haftasında hisse senedi piyasasında 300, bonoda ise 900-1.2 olmak üzere toplam 1.2-1.5 milyar dolarlık yabancı çıkışı olduğu yönünde. Geçen hafta da devam eden satışlarla son iki haftada Türkiye`den 2-2.5 milyar dolara yakın yabancı sermaye çıkışı olduğu tahmin ediliyor.

4-) Sendikasyon ve dış borç için 13.4 milyar dolar

Türkiye`ye doğrudan ve portföy yatırımı yoluyla gelen yabancı sermaye miktarı azalırken, bankalar ve özel sektörün geçen yıllarda aldığı dış borçların ödemesi devam ediyor. Bankacılık sektörü mart-nisan ve mayıs ayında toplam 2.85 milyar dolarlık sendikasyon kredisi geri ödemesi yapacak. Bankaların ekim sonuna kadar yapacağı toplam dış borç servisi ise 6.2 milyar doları buluyor. Reel sektör de ekim sonuna kadar toplam 7.2 milyar dolar ödeyecek. Bu da döviz talebi yaratıyor.

5-) 12.5 Milyar $ çıktı yastık altIndaki para azaldı

Geçen yılın son üç ayında yabancı yatırımcı Türkiye`den 11.5 milyar dolar götürdü. Buna karşın Merkez Bankası`nın Ödemeler Dengesi`nde `Net Hata Noksan` olarak takip ettiği kimliği belirsiz para girişi 12.5 milyar dolar oldu. Kimliği belirsiz sermaye girişi nedeniyle geçen yıl kurlar fazla artmadı. Bu para girişi çoğunlukla yastıkaltı altın ve dövizlerin yükselen fiyatlar nedeniyle vatandaş tarafından satılarak sisteme sokulmasından kaynaklandı. Ancak yastıkaltı kaynak da sonsuz olmadığı için bu kaynaktan piyasaya döviz girişi azaldı. Bu da piyasalarda döviz arzı eksikliği doğurdu.

Dolar bundan sonra ne olur?


DOLARIN bugüne kadar gördüğü en yüksek seviye 1.75-1.77 TL aralığı. Bu seviye daha önce 2001 Kasım, 2003 Mart ve 2006 Haziran aylarında denendi ve dolar bu seviyeden aşağı doğru düşüşe geçti. Bu yüzden söz konusu seviye teknik anlamda tarihi bir direnç olarak kabul ediliyor. Eğer yukarıda belirttiğimiz olumsuz şartlar devam ederse bu direncin kırılması mümkün olabilir: Teknik analistlere göre 1.75-1.77 arasındaki bandın kırılması durumunda doların ilk etapta gideceği nokta 1.85 lira. Burayı da geçerse 1.94 ve 2.03 lira yeni hedefleri olacak.

Oğuz Karamuk
Dolar niçin yükselecek
Süleyman Yaşar - 09.03.2009
 
Dünya mali krizi Amerika’da başladı ve diğer ülkelere hızla yayıldı. Kriz, Amerikan ekonomisinde çıkmasına rağmen, Amerikan Doları diğer ülke para birimleri karşısında genelde değer kazandı.

Amerikan Doları 2008 yılının yaz aylarında Avrupa para birimi avro karşısında en düşük değerine ulaşmıştı. Krizle birlikte avro/dolar paritesi 1.60 düzeyine kadar tırmandı.

Lehman Brothers yatırım bankasının iflasının ardından dünya mali krizi yeni bir boyut kazanıp derinleşmeye başlayınca, avro/dolar paritesi hızla Amerikan Doları lehine gelişti. Krizi çıkaran ülke olmasına rağmen dolardaki bu hızlı değer artışı, aslında Amerikan Hazinesi’ne olan güveni gösterdi. Hatta dolar faizinin yüzde yarım oranına kadar indirilmesi bile dolara olan talebi azaltmadı.

Peki, niçin Amerikan Doları krize rağmen değer kazandı?

Değer kazandı, çünkü ellerindeki varlıkları satanlar dolar dışında bir para birimine yönelemediler ve yönelemezler de... Diğer para birimleri varlık satışlarıyla oluşan para talebini karşılayacak hacimde değiller. Ayrıca ünlü iktisatçı Milton Friedman’a göre, bir paranın rezerv para birimi olması için ardında güçlü bir devlet ve güçlü bir ordu bulunması şart. İşte bu özelliklere sahip olması nedeniyle Amerikan Doları mali ve ekonomik kriz ortamında bile güçlenmeye devam ediyor.

Türk parasına gelince... Türk Lirası, 2008 yılının ağustos ayına göre cuma günü Amerikan Doları karşısında yüzde 54,6 oranında değer kaybederek 1 lira 79 kuruşu aştı. Türk parasının değer kaybında Amerikan Doları’nın dünyada değerlenmesinin yanı sıra Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz politikası da etkili oldu. Merkez, altı ay önceki söylemlerinin aksine gecelik faizleri piyasa beklentilerinin çok üzerinde düşürerek yüzde 11,5 seviyesine geriletti.

Merkez’in böylesine hızlı faiz indirimine gitmesi, bu güne kadar Türk parasına güvenip yatırım yapanları şaşırttı. Çünkü Merkez Bankası Başkanı her konuşmasında Türk parası dışında yatırım yapanların zararlı çıkacağını söylemişti. Ama son altı ay içinde öyle olmadı, Türk parasına yatırım yapanlar kaybetti. Diğer bir deyişle Türk parasıyla yatırım yapanlar yanıltıldı.

Yalnız Merkez Bankası, faizleri hızla düşürürken bir noktayı unuttu. Türkiye’nin dolar cinsinden yüzde 6,8 faiz oranıyla ihraç ettiği Eurobond faizleri yüzde 10,3’e yükseldi. Türkiye Hazinesi’nin dolara verdiği faizle Merkez’in Türk parası faizi neredeyse eşitlendi.

Peki, bu durumda yatırımcı Türk parasını tercih eder mi? Hayır etmez. Çünkü bizim Merkez Bankası kendisini Amerikan Merkez Bankası zannedip faizleri şaşırtıcı bir biçimde hızla indirdiği için dolar ve Türk parası faizlerinin birbirine yaklaşması kısa vadede Türk parasına daha da değer kaybettirecek.

Türk parası Amerikan Doları karşısında bu hızla değer kaybetmeye devam ettiği takdirde, teknik analizcilere göre, dolar karşısında önce ‘1 lira 80 kuruş - 1 lira 86 kuruş bandına’ girecek. Ardından bu bant içindeki bekleme süresi ve artışına göre ‘2 lira - 2 lira 25 kuruş bandı’ içinde hareket edecek.

Tabii şunu da unutmamak gerekir. Merkez Bankası 2006 yılında olduğu gibi birdenbire fikir değiştirip faizleri yükseltir veya diğer faktörler Türk parasını olumlu etkilerse, Türk parası teknik analizcilerin görüşlerinin aksine değer de kazanabilir. Zira dalgalı kur rejiminde kur riskini yatırımcı yüklenir. Bu yüzden herkes yüklenebileceği kadar kur riskini üzerine almalı. Yoksa yükselecek diye dolar alan kısa sürede batabilir de...
 Tahtakale  can çekişiyor. Parasal boyutu son derece cılız bir mekan olarak devam ediyor. Orada olan olayların ekonomik önemi yok. Ancak medya oraya önem verip, oradaki hareketlilik ve heyecanı, ekranlara ve sütunlara taşırsa oradaki olaylar vatandaş tarafından, genel trend olarak görülüyor. Tahtakale artık hiçbir şeyi belirlemiyor. Benim konuştuğum yirmi kadar Tahtakale mensubu orada günde toplam 50 milyon dolar kadar döviz ve altın miktarının alınıp satıldığını, dolayısıyla bugünün Türkiye'sinde Tahtakale piyasasının bir önemi olmadığını, banka sistemi içindeki işlemlerin ve bir ölçüde de döviz bürolarının işlemlerinin etkili olduğunu söylüyorlar. Ayfer Arslan arkadaşımın konuştuğu şöhretli Bilardo Osman da gerilimin zirvede olduğu günde maksimum 200 bin dolar işlem yaptığını söylüyor. Tahtakale insanlarının ayda 500-1000 dolar arasında gelir elde ettiklerini belirliyor. Yakında onlar da devletten destek talebinde bulunacaklar galiba. İlginçtir, oradaki kişilerden biri 30 yıldır burada çalıştığını söyleyince, babasının ne iş yaptığını sordum, 'kaçakçı' olduğunu açıkça söyledi. Gene konuşmalardan çıkan bir sonuç artık döviz konusunun Tahtakale tarafından belirlenmediği. Belli ki döviz büfeleri bile Tahtakale'den daha aktif ve güçlü. Esas gelişmeler de banka sisteminde yapılan işlemlerle gerçekleşiyor. Yani Tahtakale artık sadece tarihten bir yaprak!
İkincisi, pazartesi günü Merkez Bankası daha evvelden 18 Aralık 2008 tarihinde açıkladığı genel politika ilkeleri konusundaki özette belirttiği gibi, 50 milyon dolarlık   ihalelere başlayacağını açıkladığı zaman, biz kurların derhal düşeceğini belirtmiş ve bunu salı sabahı AKŞAM Gazetesi'ndeki sütuna taşımıştık. Daha ihale sonuçlanmadan evvel de, Tahtakale'de konuştuğumuz kimselerin hepsi de, kurların derhal düşeceğini belirtiyordu. Nitekim öyle oldu.
Altın konusunda ise görüştüğümüz hemen herkes, onsu 1000 dolara çıktığı andan beri tüm vatandaşın satıcı olduğunu vurguluyorlardı. Bu şart altında da altının 'kuyum' erbabı tarafından düşen satışlar sonucu içeride satılamayınca, ihraç edildiğini vurguluyorlardı. Sonuçta, Tahtakale ziyaretimiz sonrası elde ettiğimiz, bildiğimiz bir şeyin oradakiler tarafından tescili oldu. Tahtakale rahmetli olmuş.
Deniz GÖKÇE
MERKEZ İYİMSER SENARYODAN VAZGEÇTİ
Ocak ayı enflasyon raporunda dünya ekonomisinin 2009 yılının ikinci yarısında canlanmaya başlayacağını öngören Merkez Bankası bu iyimser senaryosunun gündem dışı kaldığını belirtti..
Merkez Bankası küresel okoniminin erken ve hızlı toparlanacağı yolundaki senaryosunu rafa kaldırdı. Ocak ayı enflasyon raporunda dünya ekonomisinin yılın ikinci yarısından itibaren canlanmaya başlayacağını varsayan Merkez Bankası bu iyimser senaryosunun gündem dışı kaldığını belirtti. Beklendiği gibi 100 baz puanlık indirimin yapıldığı 19 Mart 2009'daki Para Politikası Kurulu toplantısının özetini açıklayan Merkez Bankası, küresel ölçekte iktisadi görünümdeki yavaşlama eğilimi sürerken, durgunluğun oldukça uzun sürebileceği beklentisinin güçlendiği kaydetti ve bu gelişmelere paralel olarak erken toparlanma senaryosunun gündem dışı kaldığını belirtti.

YAVAŞLAMA SÜRÜYOR
Toparlanmanın zaman alacağını ve enflasyon üzerindeki aşağı yönlü baskıların süreceğini öngören Merkez Bankası şartlara bağlı olarak para politikasının aşağı yönlü esnekliğini uzunca bir süre korumasının gerekebileceğini vurguladı. Bundan sonraki faiz indirimlerinin ölçülü olabileceğinin değerlendirildiğini kaydedildi. İyimser senaryoda 2009 sonlarına doğru politika faizlerinde ölçülü artışlar yapılacağı varsayılmıştı.

ÖTV ETKİSİ GEÇİCİ
Mart ayında yıllık tüketici enflasyonunun işlenmemiş gıda fiyatlarındaki hızlı artış nedeniyle geçici olarak yükselebileceği öngören Para Politikası Kurulu sonrasında ise düşüş eğilimine geri döneceğini tahmin etti. Hükümetin iç talebi desteklemek için getirdiği vergi indirimlerinin enflasyon üzerindeki doğrudan etkisinin geçici olacağı tahmin edildi. Kurul, genel fiyatlama davranışlarında bozulma gözlenmediği sürece, para politikasının döviz kuru hareketlerinden kaynaklanan nispi fiyat değişimlerine tepki vermeyeceğini vurguladı.
VAZGEÇİLEN İYİMSER SENARYO

Ocak ayı enflasyon raporundaki iyimser senaryoda dünya ekonomisinin yılın ikinci yarısından itibaren canlanacağı, petrol fiyatlarının 2009 sonunda 75 dolara çıkarak, bu seviyelerde kalacağı, 2009 sonuna doğru politika faizlerinde ölçülü artışlar yapılacağı varsayılmıştı.

FAİZ ORANLARINDA ÖLÇÜLÜ İNDİRİM

Gündem dışı kaldığı belirtilen iyimser senaryoda 2009 yılı sonlarına doğru politika faizlerinde ölçülü artışlar yapılabileceği varsayılmıştı. Merkez Bankası'nın son değerlendirmesinde ise şartlara bağlı olarak para politikasının aşağı yönlü esnekliğini uzunca bir süre koruması gerekebileceği belirtildi. Açıklamada Para Politikası Kurulu'nun bundan sonraki faiz indirimlerinin ölçülü olabileceğini değerlendirdiği de kaydedildi.


ENFLASYONDA AŞAĞI YÖNLÜ BASKI SÜRÜYOR
19 Mart'taki Para Politikası Toplantısı'nın özeti şöyle:
* Enflasyon üzerindeki aşağı yönlü baskılar sürecek
* Para politikasının aşağı yönlü esnekliğinin uzunca bir süre korunması gerekebilir
* Erken toparlanma senaryosu gündem dışı kaldı
* Bundan sonraki faiz indirimleri ölçülü olabilir
* Enflasyonun hedefin altında gerçekleşme olasılığını azalttı
DOLARDA SERT DÜŞÜŞ BAŞLADI
04 Mayıs 2009

Kabine revizyonun ardından bankalararası piyasada dolar haftanın ilk işlem gününde 1,58'in altına geriledi.
DOLARDA SERT DÜŞÜŞ BAŞLADI

Bankalararası piyasanın 30 Nisan Perşembe günü spot kapanışında 1,5900/1,5925 lira olan en iyi dolar alış ve satış kotasyonları, bu sabah ilk işlemlerde 1,5790'a kadar indi.

Global piyasaların izlenmeye devam edileceğini belirten bir bankanın döviz masası yetkilisi, "Kabine revizyonunun çok bir etkisi olacağına inanmıyorum. Piyasalarda daha çok yurtdışı izlenecek. Bugün Londra piyasaları tatil. Yurtdışında borsalar gerçekten iyi tutunuyor. Bu seyir böyle devam ettiği sürece dolar/TL'de de yön aşağı olacaktır. Müşteri tarafından gelebilecek
alımlar izlenebilir. Alımların '1.55 mi?' yani hangi seviyeden geleceği önemli "dedi.

Revizyonun ardından Ekspres Invest Başekonomisti Güldem Atabay şöyle dedi: "Kabinedeki değişikliği olumlu buluyorum. Babacan, AKP'nin ekonomi yönetiminde titiz davrandığı dönemde yine bu görevi yürütüyordu. Şimdi hükümet, piyasalara ekonomide tekrar aynı yaklaşımın izleneceği mesajını vermeye çalışıyor...Şimşek, iyi bir Maliye Bakanı olacaktır, bütçe disiplinini destekliyor. IMF Heyeti'ni Türkiye'de Mayıs-Haziran arasında görebiliriz."

Rogers: Dolar rallisi sona erecek
Yatırımcı Jim Rogers, dolardaki rallinin bir para birimi krizi ile sona ereceğini, ayrıca ABD'de hisse senetlerinin dokuz haftada yüzde
34 değer kazanmasının ardından düşecekleri beklentisiyle açığa satış yapabileceğini söyledi

Singapur'da Bloomberg TV'de konuşan Rogers, dolardaki rallinin açık pozisyonlarını kapatmaya çalışan yatırımcılardan kaynaklandığını,
kendisinin elinde tuttuğu yen miktarını arttırabileceğini, euroyu da dolar ve sterline tercih ettiğini söyledi.
Rogers ''Bu sonbaharda veya 2010 sonbaharında bir para birimi krizi ile karşılaşacağız. Bunun belirtileri uzun süredir artıyor. Dolarda
büyük ve yapay bir ralli yaşadık, bu nedenle şimdi sıra para birimi krizine geldi'' dedi.
Dolar son 12 ayda yen hariç diğer 10 büyük para birimi karşısında yükseldi. Dolar euro karşısında bügün 1.3576 seviyesinde bulunuyor.
Jim Rogers ayrıca ABD hisse piyasasındaki artışın bir ''düzeltme'' sinyali verdiğini, kendisinin de önümüzdeki 2-3 yıl temel göstergelerde değişiklik olmadığı için hisselerle ilgilenmeyeceğini
söyledi.
Ünlü yatırımcı, elinde Çin ve Japon şirketlerinden hisseler bulunduğunu, bir miktar da havayolu hissesi tutmayı sürdürdüğünü
söyledi, ancak şirket ismi vermedi.
Rogers, doğal kaynaklar üreten gelişmekte olan ülke hisse senetlerinin ABD hisselerinden daha iyi performans göstereceklerini öne sürdü.
Emtiaların sınırlı kapasite nedeniyle yatırımcılar için en iyi alanlar
arasında olduğunu söyleyen Rogers kendisinin tarımsal emtialara yatırım yaptığını, gümüşü de altın, palladyum ve platine tercih ettiğini kaydetti.
Dolar düşecek ama...

Global piyasalar konut satışlarının arttığını gösteren verinin  ardından ekonominin toparlanacağı yönündeki beklentilerle yükselirken dolar neredeyse tüm para birimleri karşısında değer kaybetmeye devam ediyor.

NTV

Bir süredir doların değer kaybına paralel dolar/TL aşağı yönlü hareket ederken bankacılar Uluslararası Para Fonu (IMF) ile devam eden görüşmelerin henüz bir anlaşma ile sonuçlanamamasının aşağı yönü kısıtlayıcı en büyük etken olduğunu belirtiyorlar.

Bankalararası piyasanın dünkü spot kapanışında 1,5300/1,5340 lira olan ve spot kapanışın ardından 1,5225/1,5260 seviyesine kadar gerileyen en iyi dolar alış ve satış kotasyonları bugün ilk işlemlerde 1,5160'a kadar geriledi.

Dolar/TL bu yıl gördüğü en düşük seviye olan 1,5040'e yakın seyrediyor. Dolar/TL en son 7 Ocak 2009'da bu seviyeden işlem görmüştü.

Dolar, dün açıklanan ABD bekleyen konut satışları verisinin ardından ekonomi hakkındaki iyimserliğin kuvvetlenmesi ve güvenli liman talebinin azalmasıyla bu yılki en düşük seviyelerin az üzerinde seyretti.

Doların uluslararası piyasalardaki kaybı sürüyor. Euro/dolar paritesi bugün 1,4337 ile yılın en yüksek düzeyine çıktı.

ABD borsaları, konut satışlarının arttığını gösteren verinin ardından ekonominin toparlanacağı yönündeki beklentilerle art arda dördüncü günde de yükselirken, inşaat şirketleri hisseleri de değer kazandı. Ancak finans şirketlerinde yeni ve ikincil hisse ihraçlarının mevcut hisselerin değerine olan zayıflatıcı etkileri sebebiyle, endekslerde geniş bantta yükselişi sınırlandı.

Tahvil/bono piyasasında dün spot kapanışta yüzde 12.51 valörlü kapanışta yüzde 12.58 olan 2 Şubat 2011 vadeli gösterge tahvilin ortalama bileşik faizi bu sabah ilk işlemlerde yüzde 12.51/55 seviyesindeydi. İşlem bazında gösterge faiz yüzde 11.54 ile tarihi rekorunu Mayıs ayı başında kırmıştı.
Dünya dolar kriziyle burun buruna

ABD'li ünlü yatırımcı Jim Rogers: ''Fed o kadar çok para basıyor ki, borsalar 20 bin 30 bin seviyelerine kadar çıkabilir.''

ABD'li ünlü yatırımcı Jim Rogers dünyanın bir dolar kriziyle burun buruna geldiğini belirterek, ''Fed o kadar çok para basıyor ki, bunun sonucunda borsalar 20 bin 30 bin seviyelerine kadar çıkabilir'' dedi.

Rogers, CNBC'ye verdiği röprtajda doları son derece kusurlu bir para birimi olarak tanımladı ve bir sonraki krizin başlıca sorumlusunun dolar olacağını iddia etti.

Emtia fiyatlarının küresel krizden çıkışın lokomotifi olacağını iddia eden Rogers, toparlanma olsa da olmasa da enflasyon nedeniyle emtianın getirisinin yüksek kalmaya devam edeceğini düşünüyor
     Doların rezerv para niteliğini kaybedebileceği ile ilgili  tartışmalara kriz kahini olarak bilinen New York Üniversitesi profesörü Roubini de katıldı. Roubini, dünya ekonomisinin tek rezerv para birimi olan doların bu niteliğinin azalabileceği uyarısında bulundu.
     Atina'da bir konferansta konuşan Roubini, başka rezerv paralar da görebiliriz ifadesini kullandı. Bunun bir gecede olmayacağının altını çizen Roubini, gelişimin zaman içinde yavaş yavaş doların rolünün azalması şeklinde olacağını iddia etti.
     Doların rezerv para niteliğini kaybedip kaybetmeyeceği, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin liderlerinin ellerindeki dolar bonoları başka varlıklarla değiştirme tartışmaları ile son dönemde tekrar gündeme gelmişti.
     Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada doların yerine geçebilecek 'milletlerüstü' bir para birimi yaratılması çağrısını yinelemişti. Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan da Mart ayında IMF'ye doların yerine bağımsız bir para birimi yaratılması önerisinde bulunmuştu.  
     Çin'in 2 trilyon dolarlık yabancı para rezervi içerisinde 744 milyar dolarlık ABD Hazine bonusu bulunuyor.
     Doların tek rezerv para niteliğini kaybetmesi, ABD ekonomisi için finansal maliyetlerin artması ve dünya ekonomisinde egemen gücünün zayıflaması anlamına geliyor.

Doların rezerv statüsünü kaybetme riski artıyor
Doların iki yıldır yaşadığı kan kaybının sene başından beri ağırlaşması ile yeni bir uluslararası rezerv para biriminin belirlenmesi gerektiği tartışmaları yeniden alevlendi.



Kriz kâhini olarak da tanınan ABD'li ünlü ekonomist Prof. Nouriel Roubini, perşembe günü Atina'daki bir konferansta doların "rezerv para birimi" statüsünü kaybedebileceğini söyledi. ABD'nin finansman durumunu düzeltebilmek için gerekli olan güçlü ekonomik iyileşmeyi göremediğini belirten Roubini ayrıca küresel ekonominin iki yıl daha "zayıf" kalacağını öngördü.

Hafta içi Rusya'nın elindeki ABD tahvillerini satarak yerine IMF'nin ihraç ettiği tahvilleri alacağını açıklaması dolardan kaçışta en keskin dönemece girildiğinin sinyalini vermişti. Rusya'dan Çin'e kadar ABD'nin dış borcunun en büyük finansörü olan ülkeler doların rezerv para olma özelliğini kaybettiğni bunun yerine bir döviz sepeti uygulamasına geçilmesini öneriyor.
ABD Hazine tahvillerinin faizi yüzde 4 ile bir haftadır son 7 ayın en yüksek seviyesinde. Yani ABD yatırımcıların kaçmaması ve yeni yatırımcıları çekebilmek için daha yüksek maliyetlerin altına girmeyi göze alıyor. Ancak 401.1 milyar dolarlık döviz rezervinin yüzde 30'u ABD tahvillerinden oluşan Rusya'nın son hamlesi, ABD'nin yüksek faizle yatırımcı tavlama planının da artık işe yaramadığını gösterdi. Rusya'dan önce Çin elindeki dolar varlıklarını azaltmış, Brezilya da dolar varlıklarından kaçmaya ve ticari anlaşmalarının bir kısmını yerel para birimleri üzerinden yapmaya başlamıştı. Aynı zamanda hem Çin hem de Rusya doların rezerv para birimi olmaması için bastırıyor.
Öte yandan, ABD Hazinesi'nin perşembe günü gerçekleştirdiği 30 yıllık uzun vadeli tahvil ihracı başarılı oldu. Yüzde 4,7 ile son 2 yılın en yüksek seviyesine fırlayan 30 yıl vadeli ABD Hazine Tahvilleri faizi, harcama ve teşvik planlarının hiperenflasyona neden olacağı endişesi ile ABD varlıklarından uzak duran küresel yatırımcıyı cezbetmeyi başardı. Tahvil faizlerinin yükselişinde ülkenin kriz önlemleri ile iyice genişleyen bütçe açığı ile dolardaki değer kaybının hızlanması etkili oldu.
 
3.25 trilyon dolar dış borç gerek

Yatırım bankası Goldman Sachs'ın tahminlerine göre ABD'nin 30 Eylül tarihinde sona erecek olan mali yılda 3.25 trilyon dolar daha borç bulması gerekiyor. Bu rakam krizin en sert geçtiği 2008 yılında gidilen 892 milyar dolarlık dış borçlanmanın neredeyse 4 katı. Yani ABD'nin bundan sonra da ihtiyacı olan dış finansmanı sağlayabilmesi için yüksek faizlerle yatırımcıyı şımartması, doların değer kaybının daha fazla derinleşmemesi lazım. Öte yandan krizden çıkmak için yapılan harcamalar dış finansman ihtiyacını daha da artırıyor. Yine Goldman'ın tahminlerine göre ABD'nin eylül sonu itibariyle bütçe açığı 1.85 trilyon dolar. Bu, bütçe açığının ülke GSYİH'sının yüzde 13'üne fırlaması anlamına geliyor. Şu ana kadar hükümet ve merkez bankasının yaptığı harcamaların toplamı ise 12.8 trilyon doları buldu.
RUSYA YENİ REZERV PARA KONUSUNDA ISRARCI
Dört büyük gelişen ülke liderlerinin, doların küresel rolü konusunda yapacağı görüşmeler merakla bekleniyor. Rusya Devlet Başkanı Medvedev, dünyada yeni rezerv paralara ihtiyaç olduğunu söyledi.
En büyük dört gelişen ülkeden oluşan BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) grubu, ilk toplantılarını bugün Rusya'nın Yekaterinburg kentinde gerçekleştirecek.

Gelişen ülke liderlerinin, özellikle doların küresel rolü konusunda yapacağı görüşmeler merakla bekleniyor.

Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, dünyada yeni rezerv paralara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Medvedev, "Uluslararası para sistemini sadece doları konsolide ederek değil, aynı zamanda
yeni rezerv paralar yaratarak da konsolide etmemiz gerekir" dedi.

BRIC ülkelerinin, Temmuz ayında İtalya'da yapılacak G8 zirvesi öncesi, uluslararası reform sürecinde yürütülecek diyalog konusunda uzlaşı zemini arayacağı tahmin ediliyor.

BRIC ülkeleri, Ocak 2011'e kadar IMF'deki oy haklarının arttırılmasını istiyor. Söz konusu dört ülke de birçok kez küresel finans sistemindeki ağırlıklarının artması koşuluyla IMF'ye fon desteği vereceklerini belirtti.

Çin IMF'ye 50, Rusya ve Brezilya ise 10'ar milyar dolar kaynak sağlayabileceğini ifade etti. Hindistan'ın da Çin'in sağlayacağı kaynağa yakın miktarda destek sağlayabileceği belirtiliyor.
BRİC YENİ REZERV PARAYI GÖRÜŞMEYECEK
16 Haziran 2009 Salı 07:31:00

Dünya ekonomisinin masaya yatırılacağı Rusya’da, BRIC ülkeleri de liderler zirvesi yapacak. Rusya, BRIC’in rezerv para konusunu görüşmeyeceğini açıkladı.
BRİC YENİ REZERV PARAYI GÖRÜŞMEYECEK
Dünya ekonomisinin son durumu, Rusya’nın Urallar bölgesindeki Yekaterinburg kentinde düzenlenecek zirvede masaya yatırılıyor. Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyesi Çin ve 4 Ortadoğu ülkesi liderine, Yekaterinburg kentinde ev sahipliği yaparak, dünya genelindeki son ekonomik gelişmeleri ve buna karşı atılacak adımları görüşecek.
Rusya’da bu akşam sona erecek zirvenin hemen ardından gelişmekte olan ekonomilere sahip ülkeler arasında başı çeken Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in (BRIC) zirvesi de yapılacak. Her iki zirveye de Batı’dan herhangi bir ülkenin katılmaması dikkati çekiyor.

‘Reformlar ele alınacak’
Rusya, BRIC liderler zirvesinde, küresel yeni rezerv para birimleri konusunun ele alınmayacağını açıkladı. Rus hükümetinin üst düzey görevlilerinden Sergei Prikhodo, “Yeni rezerv para konusunu ele almayacağız. Uygulamaya dönük konular arasında daha çok uluslararası finans kuruluşlarında yapılması gereken reformları ele alacağız” dedi.
Küresel üretimin yaklaşık yüzde 15’ini yaratan bu dört ülke, BRIC grubunun güçlü bir küresel oyuncu olması için dayanışma içinde hareket ediyor. Rusya, dolara bağımlılığının azaltılmasını istemiş ve Çin parası yuan ile Rus parası rublenin rezerv para birimleri olmasını önermişti.
Ahmedinecad bugün katılıyor
Yekaterinburg’da başlayan 2 günlük zirvenin bir diğer önemli maddesini de Afganistan’daki son durum oluşturacak.
Medvedev, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zerdari ile de görüyecek. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın ise Rusya ziyaretini dün ertelediği, zirveye bugün katılacağı belirtildi.


ŞİÖ’de ticaret 6 kat arttı
Temel amacı bölgedeki aşırı akımlarla mücadele ve sınır güvenliğini artırmak olan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), 2001 yılında Çin ve Rusya’nın yanı sıra Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın katılımıyla kurulmuş ve başlangıçta Şanghay Beşlisi olarak anılıyordu.
Daha sonra Hindistan, Pakistan, İran ve Moğolistan da gözlemci olarak katıldı.
Son ekonomik krizle ŞİÖ, kendi ekonomilerini istikrara kavuşturmak için eş güdümlü önlemler saptama ve çok taraflı ticareti ve işbirliğini artırarak büyümeyi sağlama arayışına yöneldi. Çin ile diğer beş ŞİÖ üyesi arasındaki ticaret, 2001’de 12 milyar dolar seviyesinde iken, 2007’de 6 kat artarak 68 milyar dolara çıktı.
Kuruluşunda Rusya ve Çin’in bölgedeki çıkarlarının önemli rol oynadığı, 30 milyon metrekarelik alana yayılan altı ŞİÖ ülkesi, 1.5 milyar nüfusuyla dünya güç dengesinde önemli bir konuma sahip bulunuyor.
ŞİÖ’nün hedefleri arasında ayrıca, tek bir enerji pazarı kurma ve ŞİÖ içinde ortak ulaşım koridoru oluşturma planları da bulunuyor.
Dolardaki Psikolojik Değer Kaybı
18 Haziran 2009

endDolar değer kaybediyor. Ama bunun bileşenleri var: Doların bir resmi enflasyon değer kaybı var birde psikolojik değer kaybı var. Zaten Amerika şu sıralar bunun savaşını veriyor, doları eskisi gibi itibarlı para olarak tutmaya çalışıyor ama nafile, ok yaydan çıktı bir kere..

En basitinden bir örnek vereyim. Bundan 15-20 sene önce aylık maaşıyla 1000-1500 dolar alabilen bir memur zengin sayılırdı. Orta halli bir memur maaşıyla ancak 300-500 dolar alabilirdi. Bugün ise neredeyse en düşük memur maaşıyla 1000 dolar alanabilmekte. Buradan şunu anlıyoruz: Gelişmekte olan ülkelerin refah seviyeleri yükseldikçe ve dünyanın teknolojisi arttıkça doların itibarı zedelenmektedir. Bir de Amerika’nın el altından helikopterle dolar saçtığını, krizi atlatabilmek için mecburen dolar bastığını hesaba katarsak altının önümüzdeki on yıllarda 4000 dolarları görebileceğini iddia etmek pek delice olmasa gerek.

Bir örnek daha geliyor akla. Eskiden dolar milyonerimiz kaç taneydi? Bugün kaç tane? Bugün sıradan bir Almanya emeklisinin veya orta halli bir marketin öz sermayesi bile milyon dolarla ifade edilebilir. Ama 20-30 yıl evvel Türkiye’nin dolar milyonerleri saysan 100 ü bulmazdı. Bundan 20 yıl evvel Amerika’dan bir kaç milyon dolarlık askeri hibe alabilmek için 40 takla atardık. Demirel’in dediği gibi 70 sent’e muhtaçtık, ama bugün durum öyle değil. Hem biz ve gelişmekte olan ülkeler büyüdü, hem dolar psikolojik olarak değer kaybetti. İkisi üst üste gelince ileriki yıllarda dolardaki değer kaybı kaçınılmaz oluyor.

Özetle, doları, avrosu, TL’si… Yani kağıt para insanların gözünde artık değer yitirmektedir. Teknikten pek anlamam ama insan psikolojisinden çok iyi anlarım. Bakın size bir örnek daha veriyim; bundan 10-20 yıl önce Türkiye’deki en büyük futbol klüplerinin herhangi birisinin toplam sermayesi 10-20 milyon dolar etmez iken, bugün Türkiye’de 20 milyon dolarlara futbolcu transferi yapılmaktadır. Avrupa’da bu rakamlar 50-100 milyon dolarları bulmaktadır… Düşünsenize bir futbolcu bir kaç yıl top kovalasın diye adama (veya klübüne her neyse) 50-100 milyon dolar para verilmektedir. Burada değer kazanan o futbolcu değildir aslında, değer yitiren Amerikan’nın doları, Avrupa’nın avro’su bizim de TL’mizdir.. Amerikan devletinin elinde olsa der ki: “bi dakka kardeşim, sen bir futbulcuya bir kaç yıllığına 50-100 milyon doları verip benim paramı bu kadar ayaklar altına alamazsın, benim dolarım Zimbabwe doları değil, bu sene 50 verirsin, seneye 100 verirsin, öbür seneye 500 milyon dolara futbolcu transfer edersin, bu da benim ekonomik dengelerimi bozar, doların itibarını zedeler…” Ama diyemiyorlar, diyemezler de çünkü dünyaya hüküm sürebilmek için o kadar çok dolar pompaladılar ki, artık doların hakimiyetini yitirdiler… Doların yönü bellidir; uzun vadede hâlâ dünyada geçerli para birimi olsa da itibarının zedeleneceği, hatta yüksek enflasyon tokadını yiyeceği kaçınılmazdır… Çünkü piyasalarda aşırı miktarda dolar dolaşmaktadır. Eee bir ürün ne kadar çok bulunabiliyorsa o orandada değer görür, arz talep meselesi.

© Karamurad http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=34646&page=5
.
Yaz rehavetine giren döviz piyasaları şimdilik sakin. Ancak yaz sonrası için yükseliş senaryoları şimdiden dillendirilmeye başladı. Uzmanlara göre, piyasalarda IMF anlaşmasının yapılmayacağı beklentisi fiyatlanıyor...

DÖVİZ piyasalarında uzunca bir süredir sakin seyir dikkat çekiyor. Bir yanda ekonomiye ilişkin beklentiler ve olumsuz veriler, bir yanda son 45 yılın en düşük seviyelerine gerileyen enflasyon verileri, diğer yanda da Merkez Bankası’nın faiz politikaları dolar kurunun dar bir alana sıkışmasına neden oldu.
Dolar kuru 1.50-1.55 lira aralığında gidip geliyor. Bu da doların yön aradığı yorumlarını beraberinde getiriyor. 1.50 lirayı aşağı kırarsa düşüş, 1.55’yi yukarı yönlü kırarsa yükseliş beklentisi var.
Peki bu beklentilerden hangisinin gerçekleşme ihtimali daha yüksek? Yani dolar kuru gerileyecek mi yoksa yükselecek mi? Yaz döneminde TL mi daha güçlü olacak yoksa dolar mı? Bu soruları bu hafta uzmanlara sorduk.

IMF BEKLENTİLERİ ZAYIFLADI
Piyasalarda bir yandan bu sorulara cevap aranırken, bir yandan da hükümetin IMF’yle anlaşma yapıp yapmayacağı tartışılıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen haftanın sonlarına doğru yaptığı açıklamada “IMF olmazsa ölecek miyiz” diyerek, “anlaşma olmayabilir” mesajını verdi...
IMF’yle hükümetin yeni bir stand-by imzalayıp imzalamayacağı tartışıla dursun, Türk halkı sessiz sedasız dolar toplamaya başladı. Son 2 aylık dönemde banka dolar hesaplarında 3.6 milyar liralık artış oldu. Doların mevcut seviyelerini fırsat bilen yatırımcılar, maliyeti düşük biçimde dolar satın almaya başladılar.
Neredeyse bir yıldır IMF’yle anlaşmayı bekleyen döviz piyasalarında beklenti son aylarda tersine döndü. IMF’yle anlaşmanın geçen yılki yerel seçimlerden sonra yapılacağına dair büyük bir beklenti oluşmuştu. Ancak şimdi piyasalar IMF’yle anlaşma yapılmayacağını satın alıyor.
Çünkü son zamanlarda hükümet üyeleri tarafından yapılan açıklamalar, Türkiye’nin IMF’siz yola devam edilebileceği yönünde beklentileri güçlendirdi. Bu beklentinin de dolar kurunu yaz ayları sonrasında yukarı doğru sürükleyeceği konuşuluyor.
Kısacası uzunca bir süredir dolar kurunu baskı altına alan IMF beklentisi son gelişmelerle beklentileri değiştirebilir. Bono faizlerinin son bir ayda yüzde 11’den 13’e kadar yükselmesi de dolara talebin artmasına neden oldu. Çünkü bono ve tahvil satışı yapanlar dolara yatırım yapıyor.
Son dönemlerde dolar mevduatları artmaya başlasa da yaz aylarında özellikle turizm gelirlerinin artması yani ülkeye dolar girişinin hızlanması kısa vadeli olarak kuru bir miktar aşağıya çekebilir. Ama genel beklenti, Türkiye’nin yola IMF’siz devam etmesi halinde kurların yükseleceği yönünde.

1.75 TL BEKLENTİSİ
Nisan ayı başında 1 dolar 1.55 -1.60 lira arasında işlem görüyordu.
Daha sonra artan döviz talebi doları 1.66 liraya kadar taşıdı. Yaz aylarıyla birlikte ise dolar kuru 1.50-1.55 lira aralığından işlem görmeye başladı.
IMF’yle Türkiye arasında yapılacak stand-by anlaşması ve 50 milyar dolar kredi geleceği söylentileri dolar üzerinde baskı oluşturuyordu. Bu beklenti doları son haftalarda 1.50 seviyelerine kadar gevşetmişti. Kurların düşeceği beklentisiyle işlem hacimleri ve dalgalanma da giderek azaldı.
Anadolu Yatırım Teknik Stratejisti Halil Reçber, doların son 1.5 aylık dönemde farklı para birimlerine karşı ortalama yüzde 13 değer kaybettiğini hatırlatıyor. Doların TL karşısında güçlü duruşunu koruduğunu düşünen Reçber, “Piyasalar IMF’siz bir senaryoya hazırlık yapıyor. Yukarı yönlü hareketin başlamak üzere olduğunu söyleyebilirim. Önümüzdeki 2 haftalık süreçte dolar kuru 1.58 lirayı geçebilir” diyor.
Halil Reçber’in yaz aylarında dolar kurunun nasıl şekilleneceği konusundaki yorumu ise şöyle: “Orta vadede kur 1.58 lirayı geçerse 1.61-1.68 bandına doğru bir hareket yaşanabilir. Eğer 1.68 lira geçilirse 1.75’e doğru yükseliş görebiliriz. Bu seviyelere ağustos başında geleceğimizi düşünüyorum.”

GÖRÜŞLER

Murat SAĞMAN / Finansbank Özel Bankacılık Müdürü
“Yönü belirleyecek iki senaryo var”
Normal dönemlerde yaz mevsimi boyunca döviz girişi çok olduğundan kur üzerinde baskı olmaz. Piyasalar yaz dönemini rahat geçirir. Ancak bu kez durum farklı. Doların orta vadedeki yönünü belirleyebilmemiz için 2 ayrı senaryomuz var.
Birincisi senaryoya göre, yaz nedeniyle yurtdışından döviz girişi oluyor ve bu devam edecek. Bu durum belki dolarda bir miktar gevşemeye yol açar. Fakat bunun ötesinde doları yukarı götürebilecek 2 farklı faktör var. Bu faktörleri de IMF ve yurtdışı piyasalar olarak sıralayabiliriz. Yurtdışı piyasalar kötüleşir ve IMF anlaşması imzalanmazsa dolarda yukarı hareket başlar. Ancak doların tam olarak nereye gidebileceğini söyleyebilmemiz için belirsizliklerin azalması gerekiyor.
İkinci senaryoya göre ise paritenin etkileri de oldukça önemli, ABD ciddi biçimde para bastı. Bu da doların değerini düşürürken euro’yu yükseltiyor. Parite 1.43-1.45 aralığına gelebilir. Parite yükselmeye devam ederse iç piyasada da dolarda aşağı hareket başlayabilir. Hatırlanacağı gibi İngiltere’nin notu düşürüldü. Aynı şey ABD’nin de başına gelirse, tahminime göre 1 dolar 1.50 liraya gerileyebilir.
Bence şimdilik birinci senaryo daha baskın görünüyor. Piyasaların IMF anlaşmasına inancı devam etseydi, kur şimdiye kadar 1.50 liranın altına inebilirdi. Ancak bu inanç giderek azaldı. Dolar yaz sonuna kadar yüksek seviyelere ulaşabilir.

Üzeyir DOĞAN / Kapital Menkul Değerler Analisti
“Paritedeki düşüş doları 1.60’ın üzerine çıkarır”
Dolar/TL kuru üzerinde euro/dolar paritesi de önemli rol oynuyor. Geçen yıl 1.60 doları gören euro/dolar paritesi daha sonra yeniden 1.20’li seviyelere geriledi. Son 6 aylık dönemde ise bu dip seviyelerle 1.45 dolar aralığındaki hareketler dikkat çekiyor. İçinde bulunduğumuz haziran ayına yine 1.40 seviyesinin üzerini test ederek başlayan paritede, özellikle 1.45’in üzerindeki hareketlerin bugünkü şartlar altında çok fazla kabul görmediği görülüyor.
Paritede yeni bir yükseliş hareketinin başlayabilmesi için bahsettiğimiz bu 1.45 direncinin aşılması gerekecek. Ki şimdilik bu olasılığı düşük görüyoruz. Paritede önümüzdeki günlerde 1.38-1.45 dolar aralığındaki seyir bir süre daha devam edecek. Bu banttan çıkış yeni yön konusunda belirleyici olacaktır. Paritenin 1.38’in altına yeniden sarkması ise yeni bir düşüş trendinin habercisi olacaktır. Bu nedenle bu seviye iyi izlenmeli. Paritedeki bu yönde bir gerilemenin başlaması dolar/TL kurunda da önemli bir sıçramanın başlamasına neden olabilir. Bu durumda kurun yeniden 1.60’ın üzerine hareket ettiğini görebiliriz.
Her ne kadar düşük bir ihtimal olarak görsek de paritenin 1.45’in üzerine hareketlenmesi, kurda 1.50 liranın altındaki seviyeleri gündeme getirebilir. Paritede yaz aylarını da içine alacak orta vadeli beklentimizse genel olarak hareketin bahsettiğimiz 1.45 seviyesinin altında, zayıf bir görünüm sergilemesi yönünde.
19 Haziran 2009   ALPER TURGUT / alper.turgut@paradergi.com.tr PARA DERGİSİ
Amerikan doları 1944 Bretton Woods’dan bu yana kuramsal ve fiili olarak evrensel para birimidir ve 90′ların başında Comecon‘un iyice çözülmesiyle “serbest piyasa” lisansı ile “kuramsal değeri”ni de artmıştır. Ancak mikro ekonomi açısından durgunluk-canlanma gelgitleri gibi makro ekonomide de daha geç zaman aralıklarında yansıyan sıklet değişimi yaşanmaktadır. Avrupa’dan çok uzaktan,  Rusya,  Çin,  Hindistan aksından yansıyan bir rekabet dolar üzerine abanmaktadır.

ABD doları “basan,”  çok uluslu ortaklıklar onu yayan ve yükselen ekonomiler ise onun tahtını baskı altına alan momentumu yaratmaktadırlar. Dolar yine çok değerli kalabilir ama kendi başına bırakılmayacak kadar değerli görüldüğü besbellidir!

Gerçekte, IMF ve IBRD (International Bank for Reconstruction and Development; Dünya Bankası’nın uzun adı) gibi kuruluşlar da “dolar bazında” yapılanmışlardır. Ülkeler ticaret fazlalarını ve açıklarını dolar bazında muhasebeleştirmeyi öğrenmişlerdir. Bununla da kalmamakta mal ve hizmet akımından sosyal transferlere,  yatırımlardan iç borçlanma senetlerine kadar pek çok ekonomik değer dolarla anlatımını bulmaktadır…

Dili ayrı para birimi “aynı” dünya,  savaşın yaralarını mevzii olarak sarabilmiştir ama yoksulluğun yıkıcı acılarını asla tam olarak saramamış ve hakça bir ekonomi ekseninde dünün ve yarının zenginliklerini dağıtma garantisini sağlayamamıştır.

Unutmadan: doları,  elde edilen kazanımlar açısından kutsamak ya da yaşanılan kırıklıklardan sorumlu tutmak,  iyileştiremediğimiz finansal sistemlerimizin kendi yapıtımız olduğunu ve işleyişteki sınırsız sorumluluğumuzu unutmak kadar anlamlıdır.

Bu koşullarla birlikte yeni bir yüzyıl ne kadar yenidir?: Kapitalizm ve sosyalizmin püriten yanılgılarından çıkarılan “onarım programlarının” sosyal refah devletlerine yöneldiği Kıt’a Avrupa’sının kapısı bile işsizlikle,  göçle çalınmakta,  “en gelişmiş ekonomilerde” yığınlar evsiz ve barınaksız olarak dolaşmaktadır. Afrika bu tablonun eski tonları ve en koyusundan renkleri ile zaten mühürlüdür.

Buna karşılık,  “yeni” demeye değer bir şeyler yine de eskisinin içinde bile aranabilir: Ekonomik (kömür+çelik) birliktelikler,  gaz havzaları ve petrol yatakları ile siyasi birliktelikleri etkilemeye devam edebilir,  ancak artık sosyal değerler de rekabetçi dünyada yerini almaktadır ve siyaset şimdi her zamanki gibi bir manivela olarak ekonomiyle -ya da tersi-  tepkime içindedir.

Tüm ve daha nice olumsuzluklara karşı Porto Allegro’da yükselen Sosyal Küreselleşme notaları kısmen Latin Amerika’dan; Brezilya ve Arjantin mucizelerinden esinlenen şarkıları da söyleyebilmektedir.

Böylesi çeşitlenen ve alım-satım hacminin onda birine yakının internet mecrasına aktığı bir dünyanın,  konvansiyonel yapılarını en azından tartışmaya açmadan bırakması düşünülemezdi: Dolardı,  IMF idi,  Dünya Bankası idi… UNICEF,  UNESCO ve çevre örgütleri ile yeni bir denklem eski kalıpların kırılmasına inat tekliflerini hazırlamakta. Bu devinim de birbirini dışlayan değil birleştiren segmentler bulundukça daha geçerli ve değerli olabilecek gibidir.

Değişmesi gerekmeyen ve beklenmeyen olgularla birlikte değişim gelebilmektedir: Gerçekte dolar da dahil herhangi bir para birimine güç katan maddi bileşenler sırasıyla,  teknolojik üretim,  sanayi kapasite ve kalitesi,  dış ticaret dengesi,  bütçe ve ödemeler skalası,  dış sermaye çekebilme ve dışarıya yatırım yapabilme gücü yanı sıra işçilik ücretleri,  satın alma gücü,  emeklilik,  kentleşme ve yaşam kalitesi (ulaşım,  okullar,  hastaneler vb.) gibi görece ölçülebilir maddi birikim ile.. Serbest piyasa,  uluslararası kurallılık,  saydamlık… ve dahası ve tazesi genel özgürlükler gibi belki daha nesnel olgular açısından yaratılan toplam ekonomik ve sosyal katma değerdir.

Bu olgular açısından dünya’nın tek bir yeri “100 üzerinden 100″ alamaz.

Tıpkı yaşamın kendisi gibi ülkelerin de notları ve derecelendirmeleri zamana ve mekana bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Bu değişkenlik de o ülkenin para biriminin değerini belli bir vadede etkiler.

Ancak sanırım asıl üzerinde durulması gereken altın-para dengesinin bozulmasından sonra tek bir paraya atfedilecek değerin tekelci mantığını dengeleyecek yeni seçeneklerin bulunması arayışlardır.

Bakalım bu arayışlar nereye ve nasıl gidecek? İki Almanya birleşebilirken,  Hong Kong,  Çin’e katılırken ve toplumlar için refah standartlarını azaltan değil artıran yollar kabul edilirken,  daha hakça ve insancıl sosyal bir dünya kurulması için değişim değeri ve aracı arasındaki makas nasıl bilenecek…

© R.Bülend Kırmacı,
Dolara karşı bir seçenek oluşturulması fikrinin uluslararası düzeyde ilk seslendirilişini Çin Merkez Bankası Başkanı Zhou Xiaochuan yaptı. Nisan 2009’da Londra’da yapılan G-20 toplantısı öncesinde Xiaochuan yazdığı makaleler ile ‘uzun vadede, IMF’in ‘özel çekim hakları’ üzerine inşa edilmiş yeni ve uluslar üstü bir küresel rezerv birimi yaratılmasını’ gündeme getirdi.

Korkmaz İLKORUR / RADİKAL GAZETESİ
 
Bu teklifle birlikte, satır aralarında diğer dövizlerin, tabii özellikle Çin parası Renminbi’nin (Yuan) uluslararası işlemlerde daha fazla kullanılması fikri de seslendirildi. İlerleyen aylarda, bir test olarak, başta kalkınmakta olan ülkelerinki olmak üzere bazı merkez bankalarına 100 Milyar Dolar tutarında Renminbi ‘Swap’ limitleri açıldı.

Tartışmalar böyle başladı. Ancak, Çin’in önerisi, küresel kriz devam ederken dolar üzerinde konuşmaların yaratabileceği daha derin olumsuz etkiler  olabileceği ve bunun da başta Çin olmak üzere doların değer kaybından hayli zarar görebilecek ülkeler olacağı için ‘buzdolabına kaldırıldı’. Ancak, özellikle yükselen piyasa ekonomileri, ilk Çin’in seslendirdiği öneriyi ara sıra buzdolabından çıkartıp canlı tutmak niyetinde olduklarını gösteriyorlar.

Zira, konu, çok büyük ölçüde, bu ülkelerin uluslararası para sisteminde daha etkili bir yere sahip olma talepleri ile de ilişkili. Konu, 16 Haziran 2009’da Sibirya’nın Yekaterinberg şehrinde yapılan BRIC toplantısının resmi gündeminde beklentilere rağmen yer almadı. Ama Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, toplantı sırasında uzmanlarla yaptığı görüşmelerde uluslararası para sisteminde yenilikler konusunda ısrarlı olduklarını belirtti ve satır aralarına Çin’in gündeme getirdiği çeşitlendirme önerisini de serpiştirdi.
 
Tüm bu tartışmalar, görülebilir bir zaman dilimi içinde doların önemini nasıl etkiler? Her şeyden önce, IMF’in ‘özel çekim hakları’ üzerine inşa edilmiş bir rezerv para önerisinin şimdilik bir hayal olduğunu söyleyelim. Gerek küresel ekonomik, gerekse küresel siyasetteki asimetrilerin ve çıkar hesaplarının genişliği ve derinliği böyle bir olasılığı kurumsal açıdan görülebilir bir zaman dilimi için imkânsız kılıyor.

İkincisi, zaman zaman sözü edilen altına geri dönülmesi de giderek büyümüş olan dünya ekonomisinin ihtiyacını karşılayacak arz yetersizliği nedeni ile çok zor. Bugün dünyada ikinci rezerv parası olarak ‘avro’ var. Uzun vadede doların tahtını sağlayabilecek araç belki o. Ama onun da daha çözmesi gereken önemli sorunları var. Zira, her an mevcut veya kendisine katılacak yeni ulusların yanlış politikalarına esir olabilir. O  zaman, yeni rezerv para rolünü üstlenebilecek araç olarak geriye bir tek ‘ulusal para’lar kalıyor.

Bir ulusal para biriminin, doların yerini alabilecek ve/veya mevcut önemini azaltıp azaltmayacağını irdeleyebilmek için önce ‘önem’den ne kastedildiğine açıklık getirmek gerekiyor. Bir ulusal para, uluslararası alanda üç derecede önem arz eder: Birincisi, ‘uluslararası kabul edilirlik’.

Bu, büyük ölçüde ülkenin  uluslararası ticaret ve yatırımdaki payı ile ilişkilidir. Ama, oran ne kadar büyük olursa olsun ülke parası Çin örneğinde olduğu gibi ‘konvertibl’ değilse uluslararası kabul edilebilirlik şansı çok kısıtlı kalır. İkincisi, ‘ikincil rezerv parası olmak’. Örneğin, Japon Yeni ve avro bu sınıfa girer. Bu sınıfta olabilmenin olmazsa olmaz şartı da sermaye hareketlerinin serbest olmasıdır ki, diğer ülkeler bu sınıfta olan ülkelerin para cinsinden olan finansal aktiflere yatırım yapsınlar, sermayelerini ve karlarını serbestçe kendi ülkelerine getirebilsinler.

Üçüncüsü, ‘hâkim rezerv parası olmak’. Bu sınıfa girebilmek için çok gerekli koşul var. Ama bir tanesi var ki, işin belki temelinde yatıyor. Rezerv para konusu, yalnızca bir kredibilite sorunu değildir. Olay, küresel ekonomideki cari açık ve cari fazla dengeleri ile ilişkilidir. Cari fazla verenler, bu fazlayı bir yerlere, tercihan finansal varlıklara yatırmalıdırlar. Bunu yapabilmeleri için de birilerinin bu varlıkları yaratması gerekiyor.

Diğer bir deyişle, birilerinin fazlasını  borç olarak vermesi için birilerinin borç alma ihtiyacı içinde ve borç senedi üretiyor olması gerekir. Bu da, borç alma ihtiyacı içinde olanın  bir ‘açık’ ülkesi olması demektir. Görünür gelecekte doların tahtını sallayabilecek bir ulusal paranın olup olmadığını bu ‘önemlilik’ kriterlerini dikkate alarak irdeleyince cevap olumsuz oluyor. Hele, tartışmaları başlatan Çin’in parası Yuan için şimdilik hiçbir ümit yok gözüküyor kanısındayım.
      İki hafta önce tarihin en büyük mali kaçakçılık teşebbüsü cereyan etti, ama popüler medyanın sesi dahi çıkmadı. Operasyonun büyüklüğü ve ortadaki çelişkili ifadeler nedeniyle, ben de bu konuda birşey yazmamayı yeğledim. Şimdiye kadar. Önce konuyu bilmeyenler için, Dunyabulteni.net adlı sitede 12 Haziran’da çıkan haberden özet geçeyim:

   
İtalyan mali polisi (Guardia italiana di Finanza), Chiasso tren istasyonunda araçtan inen ve İsviçre’ye girmeye çalışan ellili yaşlarındaki iki Japon’un valizlerinde gizledikleri ve gümrük sınırında beyanda bulunmadıkları 134 milyar dolarlık Amerikan hazine tahvillerine el koydu.

    İtalyan makamları tahvillerin sahte olup olmadığını henüz tespit edemediler fakat gerçek oldukları takdirde bu iki Japon’un teşebbüsü tarihteki en büyük mali kaçakçılık olarak kayıtlara geçecek.

    AsiaNews’un haberine göre tahviller sahte çıktıkları takdirde ise akıllara durgunluk verecek bir sahtecilik olayı haline gelecek çünkü tahvilleri gerçeğinden ayırmak neredeyse imkansız.

    Milyar dolarlık hazine tahvilleri finans ve bankacılık piyasasında değil devletlerin kasasından tutuluyor. Devri ve cirosu kabil olmayan bu tahvillerin sahtelerini kimin ürettiği ve kimlerin kaçırmaya çalıştığı merak konusu.

134 milyar dolar, bazı okurlar için fazla birşey ifade etmeyebilir. Rakkamı biraz anlaşılabilir kılmaya çalışayım. 134 milyar dolar, Türkiye’nin 2006 gayri safi yurtiçi hasılasının üçte biri. Singapur’un aynı yıldaki gayri safi yurtiçi hasılasına neredeyse eşit. Eğer bu iki Japon, Amerika’ya kredi veren (yani Amerikan tahvillerini alan) ülke ve kurumlar içinde sıralamaya tâbî tutulsalar, Rusya’nın hemen arkasında ama İngiltere’nin önünde, dördüncü sırada yer alırlardı.

Evrakların gerçek olup olmadıkları ve eğer gerçeklerse bu teşebbüsün dolar ve Amerikan Hazine Tahvilleri’nin güvenilirliği açısından sonuçlarının ne olacağı konuşuldu durdu. Sonra, geçen hafta, Amerikan yetkililer evrakların sahte olduklarını açıkladılar. Herkes rahat, ya da rahatça, bir nefes aldı.

Ama bence ortada rahat bir nefes alacak durum yok. Öncelikle ben, evrakların sahte oldukları konusunda şüphe duyuyorum. Evraklar muhtemelen Japon Merkez Bankası’nın kasasından çıktı. Amerikan Hazine Tahvilleri’yle ilgili haberleri takip edenler bilir, şu anda Çin, Japonya, İngiltere ve Rusya, bu evraklardan ellerinde en çok bulunduran ülkeler. Son zamanlarda listenin üst sıralarında “Carribean Banking Centers” diye bir yer daha yerleşti; bu konuyu birazdan ele alacağım. Bu ülkeler, değer kaybeden tahvillerden çıkmak için fırsat kolluyorlar, ama piyasada açık açık satış yaptıkları taktirde de, tahvil fiyatlarının bir anda çökeceğinin de farkındalar. Bu yüzden satışlar gizli yapılmak zorunda. İşte bu operasyon, muhtemelen Japonya’nın, tahvillerin bir kısmından kurtulması için gerçekleştirilen bir operasyondu. Büyük ihtimalle bu ne ilk, ne de son operasyon.

“Carribean Banking Centers”a gelince. Bilindiği üzere Karaipler, Amerika’nın finansal “vahşi batı”sıdır. Zengin Amerikalılar vergi kaçırmak için paralarının bu merkezlerdeki bankalara yatırırlar. Söz konusu bankalar, tıpkı İsviçre bankaları gibi, büyük bir gizlilik ve denetimsizlik içinde çalışırlar. Bu gizlilik ve denetimsizlikten Amerikan Devleti de yararlanır. Buradaki bankaları kullanarak kendi tahvillerini satın alır. Kamu borçlarının ve bütçe açığının bu şekilde parasallaştırılması (parasal gevşeme), Fed’in uzun vadeli tahvil getirilerini kontrol edememesi gibi, Fed açısından çok yüz kızartıcı ve ekonomi açısından çok çirkin sonuçlar doğuracak bir dizi olguya yol açar. Bu konuya, Karl Denninger’in kaleme aldığı (Çeyrekyarımtam’da tercümesi sunulmuş) bir yazıda değinmiştik.

Tüm bu gelişmeler, Amerikan tahvilleri ve doların değeriyle ilgili ciddi kaygılar duyulmasına yol açıyor. Önümüzdeki aylarda, tahvil getirilerinde (dolayısıyla genel olarak faiz seviyelerinde) hatırı sayılır artışlar, dolarda da benzer büyüklükte düşüşler yaşanmasını bekliyorum. Dolar, gerçekten Rafadan Kafadan konumunda. Sizce duvardan düşmesi yakın mı?

© M. B. Uluengin, Ceyrekyarimtam.com
Çin'den gelen açıklamalar, G-8 zirvesinden doların rezerv para birimi özelliğine ilişkin sonuç çıkmayacağına işaret ediyor.  Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı He Yafei, doların ana rezerv para birimi olma özelliğini yıllar boyu sürdüreceğini öngördü.

G-8 zirvesi sonrası yapılacak toplantılara katılmak için İtalya'ya giden Yafei, doların halen en önemli rezerv para birimi olduğunu belirtti. Son dönemde bazı Çinli yetkililerin dolarda istikrar çağrılarını doğal karşıladığını söyleyen He, başka birçok ülkenin de yıllardır aynı çağrıyı dile getirdiğini ifade etti. Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD hükümetinin bu yolda attığı adımları memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi.

Rezerv para birimleri hakkındaki tartışmaların küresel krizle birlikte yoğunluk kazandığına dikkat çeken He, uluslararası para sistemindeki eksikliklerin ortaya çıktığını ve bunun entellüktüel düzeyde tartışılması gerektiğini vurguladı.
Bu arada, Reuters'a konuşan bir G-8 kaynağı, doların rezerv para statüsünün zirvede konuşulabileceğini ancak görüşmelerin henüz bildiriye yansıyacak düzeyde olmadığını söyledi.
G-8 kaynakları geçen hafta, Çin’in konuyu G-8 zirvesine taşımak istediğini belirtmişti. 8-10 Temmuz tarihleri arasında yapılacak G-8 zirvesi İtalya'nın L'Aquila kentinde gerçekleşecek.
Rusya ve Hindistan ise, doların rezerv para birimi olma özelliğini sorgulayan açıklamalarda bulundu. Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev, dolar sistemi veya başka bir deyişle dolara dayalı sistemin kusurlu olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. Hindistan Başbakanı'nın ekonomi danışmanı da Hindistan'a dolardan uzaklaşarak döviz rezervini çeşitlendirmesini tavsiye etti. 06 Temmuz 2009
Dünyada en fazla döviz rezervine sahip ülke olan Çin'de, yabancı para stoku son bir yılda yüzde 18 artarak 2 trilyon doları aştı. Çin'in döviz rezervi ilk kez 2 trilyon doları aştı. Çin Merkez Bankası'nın verilerine göre döviz rezervleri ikinci çeyrekte 178 milyar dolar artış göstererek 2 trilyon 132 milyar dolar oldu.

İlk çeyrekte döviz rezervi 1 trilyon 953.7 milyar dolar olan Çin'in rezervlerinin yüzde 65'ini dolar bunun da büyük bir kısmını Amerikan hazine bonoları oluşuyor.

Geri kalan yüzde 35'lik rezerv ise euro, yen ve sterlinden oluşuyor. Rezervlerdeki rekor artış, yabancı yatırımların Çin'e akışına bağlanıyor. Çünkü Çin Merkez Bankası döviz kurunun yükselmesini önlemek için, ülkeye giren dolarların çoğunu satın alıyor.

Çin hükümeti uzun bir süredir Amerikan Doları'nın istikrarı konusundaki kuşkularını dile getirerek, rezervlerini korumaya yönelik yeni bir uluslararası para biriminin yaratılması taraftarı.

Çin yönetimi, doların mali krizin sonucu olarak daha da zayıflaması durumunda Çin'in elindeki büyük miktarlardaki Amerikan hazine bonolarının değerini tamamen yitirmesinden endişe ediyor. Brezilya, Rusya ve Hindistan da Çin'in yeni rezerv para önerisine destek veriyor. Çin'in en önemli hisse senedi endeksi olan Şanghay Birleşik Endeksi de bu yıl yüzde 74 değer kazandı.
ABD'nin en büyük finansörü Çin işin ucunun kendisine dokunmasından korkunca dolardan kaçmak bir yana 2008 ekiminden bu yana dolar alımında gaza bastı. Ülkenin döviz rezervi 2 trilyon doları geçti, mayısta ABD Hazine tahvillerine hücum etti.

İki sene öncesine kadar yaşanan küresel likidite bolluğu döneminde ABD varlıklarını yavaş yavaş toplamaya başlayıp ülkenin en büyük finansörü haline gelen Çin'in dolardan kaçacağı miti, hafta içi açıklanan döviz rezervi raporları ile çürüdü. Perşembe günü yayımlanan ABD Hazine Bakanlığı'nın uluslararası sermaye akışı raporuna göre Çin elindeki dolarlardan kurtulmaya çalışmak bir yana, küresel krizin dip yaptığı "Kara Ekim"den bu yanaki en hızlı ABD varlığı alımı sürecine girdi. Krizin ortalarında ABD'li yetkililerin "yuanın değerini düşür" çağrılarına pek de kulak asmayan Çin, aynı gemide kendisinin de batacağını anlayınca mayıs ayı itibariyle ABD Hazine tahvillerine olan yatırımlarında gaza bastı. Üstüne Çin Merkez Bankası ihracatı sekteye uğratabilecek para birimi yuandaki değerlenmenin önüne geçmek için yuan satışına gidince ülkede döviz rezervlerinde rekor artış görüldü.
Çin Merkez Bankası tarafından perşembe günü yapılan açıklamaya göre ülkenin toplam döviz rezervi yılın ikinci yarısında 178 milyar dolar ile rekor bir artış göstererek ilk kez 2 trilyon doları geçti. Bu, Çin ekonomisinin 3'te 2'si ve İtalyan ekonomisinin 2006 yılındaki toplam Gayrisafi Yurtiçi Hasılası'na (GSYİH) eşit bir düzey. Herkes dolardan kaçacak derken, Çin aslında sanılanın aksine elindeki dolar varlıklarını satmak bir yana daha fazla ABD varlığı satın almaya başladı.
Mayıs ayında Çin'in elindeki ABD Hazine tahvillerinin büyüklüğü 38 milyar dolar artış gösterirken toplam ABD varlıklarının büyüklüğü de 36 milyar dolar arttı. Bu 2008'in ekim ayı yani "Kara Ekim"den bu yanaki en yüksek artış. 2008 Haziran'ından mayıs ayına kadar ise Çin'in elindeki ABD Hazine tahvilleri 266.5 milyar dolar artış kaydetti. Çin'in elindeki toplam dolar varlıklarını ise 2009 Haziran ayından mayısa kadar 229 milyar dolar artarak 1.43 trilyon doları gördü. Bir anlamda aylardır Pekin ile Washington arasında mekik dokuyan ABD'li yetkililerin Çin'in dolardan kaçmaması için gösterdiği çabalar da filiz vermeye başladı.

Çarkın dönmesi için dolar almak zorundalar
Ekonomistlerin tahminlerine göre Çin'in elindeki döviz rezervinin yüzde 65'i dolardan oluşuyor. Çin Merkez Bankası tarafından yapılan açıklmaya göre haziran sonu itibariyle toplam döviz rezervi 2.12 trilyon dolara çıktı. Çin, rezervlerini nisan ile haziran ayları arasında 178 milyar dolar ile rekor seviyede artırdı. Üstelik bu artış ihracatın küresel krizin etkisiyle büyük baskı altında olduğu bir dönemde gerçekleşti. Güvenli liman arayan yatırımcı Çin'de toparlanmayı fiyatlamaya başlayınca Çin varlıklarına alım geldi, böylece merkezin yuan satışı dışında ülkeye yüklü döviz girişi de gerçekleşmiş oldu. Hisse senetleri piyasasına saldıran yatırımcı sayesinde Şangay Bileşik endeksi bu yıl yüzde 74 değer kazandı. Uzmanlara göre Çin ihracatının devam etmesi için yuanı istikrarlı bir paritede tutmak zorunda. Çünkü ülkenin şu anda çarkını döndüren en büyük faktör ihracat. Bu nedenle de Çin'in dolar varlıklarına yatırım yapmaya devam etmesi aslında bir zorunluluk. Öte yandan ABD, Çin para biriminin serbest kura geçirilmesi için bastırmaya devam ediyor. Çin 2005 yılında para birimi yuanı dolar çıpasından çıkarmış ve yuanın belirli bir aralıkta işlem görmesine izin verecek şekilde dalgalı kura geçirmişti. Şu anda yuan, dolar paritesinin yüzde 0,5 yukarısında ya da aşağısında işlem görüyor.

Yuan için 2005'ten beri bastırıyorlar
Çin yıllar boyunca Batı ekonomilerinden para biriminin değerlenmesine izin vermesi için baskı altında kalmıştı. 2007 yazında küresel krizinin piminin çekilmesi ile başlayan süreç ise yuana olan baskıları daha da artırdı. Çünkü artık çarkları işlemeyen bir ekonomide tek avantajlı olan ucuz para birimi sayesinde ihracattan kan alan Çin'di. ABD Hazine Bakanı Geithner'dan, ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke'ye kadar ABD ekonomisinin en önemli kurmayları ise iş başa düşünce Pekin yönetimi ile iyi ilişkiler kurmak için harekete geçti. Her iki isim de Çin'e bizzat giderek hem yuanın değerinin artırılması için konuştu hem de gün geçtikçe değer kaybeden dolar konusunda cesaret vermeye çalıştı. Geithner daha geçen ay Çin'deydi. Birkaç ay önce başlayan doların uluslararası rezerv para birimi olmaktan çıkıp çıkmayacağı konusunda da Geithner, Pekin'e hitaben doların halen güçlü olduğunu söylemiş, dolar varlıklarından kaçmalarını engellemeye çalışmıştı. Yuan 2008'in ilk yarısında dolar karşısında yüzde 6 değer kazandı. Aslında bu artış daha da fazla olacaktı ama küresel krizin derinleşmesi ve artan baskılar karşısında Pekin yuandaki değerlenmeyi az da olsa dizginledi ve ABD varlıklarına krizde dibin görüldüğü umuduyla ilgi artınca dolar yeniden değerlenmeye başladı.
Hükümetin yaptığı tahmine göre, Amerikan Doları 2010 yılında ortalama 1 lira 60 kuruş, 2011 yılında 1 lira 67 kuruş, 2012 yılında 1 lira 69 kuruştan işlem görecek. Programda, dolar/lira paritesi 2009 yılı için ortalama 1 lira 55 kuruş olarak kabul ediliyor. Programa göre, dolar/lira paritesi, tahmin edilen enflasyon oranları dikkate alındığında Türk parasının değerleneceğini bize gösteriyor.

Türk parasının değerlenecek olması ihracatçıyı olumsuz etkileyecek. Çünkü, Türk parasının, ihracatçıya, rekabet gücü sağlaması için her yıl Türkiye’de yaşanan enflasyon oranı kadar değer kaybetmesi gerçekçi bir tahmin olurdu. Ama böyle yapılmamış. Tahminlerde, Türk parası enflasyon oranı kadar değer kaybetmiyor. Herhalde, Merkez Bankası, diğer para birimlerine göre yüksek faiz politikasını devam ettirmek arzusunda. Öyleyse önümüzdeki üç yıllık dönemde Türk parası cinsinden yatırım araçlarında kalmakta fayda olduğunu söyleyebiliriz.
 

SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal